Komutana silah çeken asker
KOMUTANA SİLAH ÇEKEN ASKERBir hudut tugayında askerliğimi yapmıştım. Yazıcı idim. Katılma merkezinde görevlendirilmiştim. Olduğumuz şehre gelen askerler öncelikle katılma merkezine gelip oradan güvenli bir şekilde kendi birliklerine geçerdi. Bu vesile ile farklı yapılarda askerleri tanıma fırsatı buluyordum.Bizim oraya gelen askerlerin çoğunluğu vukuatlıydı. Vukuat derken yani bu askerler sorunlu ve sıkıntılı tiplerdi. Genellikle sürgün olarak gönderilmişlerdi. Onları da ilk olarak biz karşılıyorduk.Yine günlerden bir gün bir asker, katılma merkezine geldi. Benim hemşerim sayıldığı için özel olarak tanıştım. Nerden geldiğini ve neden geldiğini sordum. O da Kuzey Kıbrıs'tan geldiğini ve komutanına silah çektiği için sürgün edildiğini, söyledi. Ben de kendisine "Keşke buraya düşmeseydin. Burası çok sıkıntılı bir yer!" diye belirttim.Komutanına silah çeken askere, bu hudut vilayetinde, komutanların çok sert olduğunu ve kimseye eyvallahlarının olmadığını da ayrıca vurguladım. O da sert bir üslupla hatta külhanbeyi bir tavırla "Ben üst devreyim üç ayım kalmış. Kimse bana bir şey yapamaz." dedi. Üstüne "Benim her türlü RDM'den (Rehberlik Danışma Merkezi) alınmış raporlarım var." diye de ekledi. "Nöbet tutamaz, silah kullanamaz, spor ve eğitim yapamaz…" gibi birçok psikologlardan alınmış raporlardan bahsediyordu. Ben ise o raporların burada geçerli olmayacağını, komutanların askerliğini ona cehenneme çevireceğini ve çok sıkıntı çekeceğini yineledim.Şansa bakın ki uzun uzun konuştuğumuz bu eşkıya ruhlu asker bizim bölüğe düştü. Ben hızlı bir şekilde bölük komutanımıza gittim. Komutanımız yüzbaşı idi. Psikopat bir askerin geldiğini ve bizim bölüğe düştüğünü söyledikten sonra hikâyesini ve meydan okumalarını detaylı bir biçimde anlattım. Askerin nöbet tutmayacağını, eğitim ve spora katılmayacağını, herhangi bir iş yapmayacağını da ısrarla söylediğini de aktardım. Komutan bana teşekkür etti ve gereğini yapacağını, söyledi.Bu "psikopatım" diyen bu askeri bir ay sonra levazım birliğinde bir tır dolusu malzemeyi iki kişi ile birlikte indirirken gördüm. İçler acısı bir haldeydi. Gözleri kan çanağına dönmüştü. Uykusuz, yorgun ve bitkin olarak görünüyordu."Hemşerim askerlik nasıl gidiyor!" diye sordum. O da "Hocam perişan haldeyim. Burada duman ettiler beni. Gece üç beş nöbeti tutturuyorlar. Sonra sabah kahvaltıyı hazırlatıp, yemek dağıttırıyorlar. Bir de üstüne bulaşıkları yıkatıyorlar. Orada işler bitince levazım merkezine yollayıp hamallık yaptırıyorlar. Tırlar dolusu malları bana indirtiyorlar. Burada işler biterse akşama yetişip akşam yemeği için aşçıların eli altında çalışacağım. Ardından da bulaşıkları yıkayacağım." dedi."Sana demiştim! değil mi?" dedikten sonra "Adam gibi askerliğini yapmasını, kimseye bulaşmamasını ve söylenenlere itiraz etmemesini tavsiye ettim. Onun için bir güzellik yapacağımı ve onun için komutanla konuşacağımı da ekledim. Çok sevinmişti.Ne demiş atalarımız "Şeytan azapta gerek!" diye. Atalar gene yerden göğe kadar haklı çıktı.