Dini İçerikli Konular

menkıbeler

medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#92750
AŞERE-İ MÜBEŞŞERE'YE BENZEMEK Hazreti Ali (kerremallahü vechehu) hurma bahçesinde akşama kadar çalışmış, akşam da devesinin üzerine bir çuval hurma yükleyerek evinin yolunu tutmuştu. Devenin yuları yardımcısı Kamber'in elinde kendisi de önde gidiyordu. Medine'nin içine girdiklerinde yolun kenarından bir ses geldi. Yoksulun biri elini açmış sızlanıyordu: - Ne olur Allah rızası için!... diyordu. İşte bu sırada sesi duyan Hazreti Ali (ra) ile arkadan deveyi getiren Kamber arasında şu konuşma geçiyor. Hazreti İmam soruyor: - Kamber ne istiyor bu yoksul? - Hurma istiyor Efendim! - Ver öyleyse!... - Hurma çuvalda Efendim! - Çuvalla ver öyle ise!... - Çuval da devenin üzerinde!... - Deveyle ver öyle ise!... Emri yerine getiren Kamber der ki: - Devenin ipi de benim elimde, demekten korktum. Çünkü beni de deveyle birlikte yoksula vermekte tereddüt etmeyebilirdi.
medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#92752
Anne Ebû'l-Haseni'l-Harkânî (k.s) hazretleri şöyle anlatır: İki kardeş vardı. Bu iki kardeşin hizmete muhtaç bir anneleri vardı. Her gece kardeşlerden biri annenin hizmeti ile meşgul olur, diğeri Allah Teâlâ'ya ibâdet ederdi. Bir akşam, Allah Teâlâ'ya ibâdet kardeş, yaptığı ibâdetten, duyduğu hazdan dolayı kardeşine: - Bu gece de anneme sen hizmet et, ben ibâdet edeyim, dedi. - Kardeşi kabul etti. İbâdet ederken secdede uyuya kaldı ve o anda bir rüya gördü. Rüyasında bir ses ona: - Kardeşini affettik, seni de onun hatırı için bağışladık, deyince genç: - Ben Allah Teâlâ'ya ibâdet ediyorum. Kardeşim ise anneme hizmet ediyor. Fakat beni onun yaptığı amel yüzünden bağışlıyorsunuz, dedi. Ses ona: - Evet, senin yaptığın ibâdetlere bizim hiç ihtiyacımız yok. Fakat, kardeşinin annene yaptığı hizmetlere annenin ihtiyacı vardı, karşılığını verdi.
admin Yönetici
Üyelik: 2001-02-14 Herkese açık mesaj: 7.504
#92809
Kısa ve anlamlı. Tam ihtiyacım olan konular. Devamını rica ediyorum.
medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#92940
Harun Reşid bir Ramazan günü Behlül‘e tembih etti: - Akşam namazında camiye git, namaza gelen herkesi iftara davet et. Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra Behlül 5-10 kişilik bir grupla çıka geldi. Harun Reşid şaşırdı: - Behlül bunlar kim? Ben sana namaza gelen herkesi saraya iftara çağır diye tembih etmedim mi? Sen o kadar cemaatin arasından bir sofralık bile adam getirmemişsin.. - Efendimiz, siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara çağır dediniz. Namazdan sonra bendeniz cami kapısında durdum, çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu sordum. Onu da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen demek ki yalnız bunlarmış.
ibrahim Üye
Üyelik: 2001-12-18 Herkese açık mesaj: 2.407
#92950
çok güzel ama anlayana...teşekkürler
medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#93089
İmam-ı Azam Büyük fıkıh (hukuk) bilgini, Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebû Hanîfe'nin (VIII. yüzyıl) ilmi faaliyetleri yanında ticaretle de meşgul zengin bir zat olduğu malumdur. Bu büyük insan, gündüz öğleye kadar mescitte talebelerine ders verir, öğleden sonra da ticari işleri ile uğraşırdı. Bir gün ders verdiği sırada bir adam mescidin kapısından seslendi: - Ya imam, gemin battı!... (İmamın ticari mal taşıyan gemileri mevcut) İmam-ı Azam bir anlık tereddütten sonra - Elhamdülillah dedi. - Bir müddet sonra aynı adam yeniden gelip haber verdi: - Ya imam, bir yanlışlık oldu batan gemi senin değilmiş. İmam bu yeni habere de: - Elhamdülillah, diyerek mukabele etti. Haber getiren kişi hayrete düştü: - Ya imam, gemin battı diye haber getirdik "Elhamdülillah" dedin. Batan geminin seninki olmadığını söyledim yine "Elhamdülillah" dedin. Bu nasıl hamdetme böyle? İmam-ı Azam izah etti: - Sen gemin battı diye haber getirdiğinde iç âlemimi, kalbimi şöyle bir yokladım. Dünya malının yok olmasından, elden çıkmasından dolayı en küçük bir üzüntü yoktu. Bu nedenle Allah'a hamdettim. Batan geminin benimki olmadığı haberini getirdiğinde de aynı şeyi yaptım. Dünya malına kavuşmaktan dolayı kalbimde bir sevinç yoktu. Dünya malına karşı bu ilgisizliği bağışladığı için de Allah'a şükrettim.
medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#93097
Pers Sultani iki adami olume mahkum etmis. Sultan'in atini ne kadar sevdigini bilen mahkumlardan bir tanesi hayatini bagislarsa bir yil icinde ata ucmayi ogretebilecegini soylemis. Kendini dunyadaki tek ucan ata binerken hayal eden Sultan bunu kabul etmis.. Diger mahkum inanmayan gozlerle arkadasina bakmis ve "Atlarin ucamadigini biliyorsun. Nasil olup da boyle delice bir fikirle cikabildin ortaya..? Yalnizca kacinilmazi geciktiriyorsun o kadar." "Pek degil" demis birinci mahkum. "Kendime dort ozgurluk sansi veriyorum."
Birincisi: Sultan bu yil olebilir. Ikincisi: Ben olebilirim. Ucuncusu: At olebilir. Dorduncusu: "Belki ata uçmayı öğretebilirim..!"" Umutlarınızın tükenmemesi dileğiyle...:)
medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#93299
Rasûlullah Efendimiz (S.A.V,) buyurur: «Ya Ali Kıyâmet gününde Cebrail Aleyhisselâm şöyle temenni etti: Keşke ben de Âdem oğlu olsaydım. Ve yedi şeyi işleyeydim: 1 — Beş vakit namazı cemaatle kılaydım. 2—Alimlerle oturaydım. 3—Hastaya hal hatır soraydım. 4—Cenaze namazını kılaydım. 5— Su dağıtaydım. 6—İki kimsenin arasını sulh edeydim. 7—Yetimlere şefkat edeydim, dedi. Ya Ali! Sen de bunun üzerine harîs ol!» (Ruhul-Beyan) İnşallah bizlerde bunlar üzerine haris olanlardan oluruz...
medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#93793
Birisi her gece kalkıp Allah'ı anıyor. O'na dua ediyordu. Şeytan ona dedi: -Ey devamlı Allah'ı anan kişi! Bütün gece Allah deyip çağırmana, yakarman karşılık seni buyur eden varmı ki? Sana bir tek cevap bile gelmedi, daha ne zamana kadar böyle yakarıp dua edeceksin? Adamın gönlü kırıldı, başını yere koydu ve hüzün içinde uyudu. Rüyasında ona şöyle dendi: - Kendine gel uyan! Niye duayı, zikri bıraktın? Neden usandın? Adam: - Buyur diye bir cevap gelmiyor ki... Artık kapıdan kovulmaktan korkuyorum, dedi. Bunun üzerine dendi ki ona: - Senin Allah demen, O'nun buyur demesi sayesindedir. Senin yalvarışın, Allah'ın senin ruhuna haber uçurmasındandır. Senin çabaların, çareler araman, Allah'ın seni kendine yaklaştırması, ayaklarındaki bağı çözmesindendir. Senin korkun, sevgin, ümidin, Allah'ın lütuf kemendidir. Senin her Yarabbi demenin altında, Allah'ın buyur demesi vardır.. Gafilin, cahilin gönlü bu duadan uzaktır. Çünkü Yarabbi demeye izin yok ona. Ağzında da kilit var onun, dilinde de... Zarara uğradığı zaman, ağlayıp sızlamasın diye Allah ona dert, ağrı, sızı, gam, keder vermedi. Artık anla ki, Allah'a dua etmeni, O'nu çağırmanı sağlayan dert, Dünya saltanatından daha iyidir. Dertsiz dua soğuktur. Dertliyken yapılan dua ise gönülden kopar...
medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#93794
Bütün ibadetlerine yerine getirmeye çalışan bir adam varmış. Orucunu tutar,zekatını verir,insanlara yardım elini uzatmaktan hiç geri kalmazmış. Yalnız bu adamın bir kusuru varmış: Namaz kılmak ona çok ağır gelirmiş,üşenirmiş. Bir gün varmış gitmiş çok büyük bir hocanın yanına. Demiş ki:Hocam ne yap et beni şu namazdan kurtar.Namaz kılmamak için ne yapmam gerekse söyle yapayım.Yeter ki şu namazdan kurtulayımdemiş. Hoca:Ya evlat ben hiçbir yerde ne duydum ne işittim bu namazdan kurtuluş yok,borcun kılacaksın demiş. Adam yalvarmış bul hocam diye.Hoca müddet istemiş adam gitmiş.Aradan haftalar geçmiş,adam gelmiş. Buldun mu hocam demiş,kurtulacak mıyım? Hoca:Buldum evladım eğer şu 5 şarttan biri sana uyuyorsa NAMAZ dan mesul değilsin: 1:ÖLÜ İSEN 2.DELİ İSEN 3:ÇOCUK İSEN 4:HAYVAN İSEN 5:KAFİR İSEN tercih senin...
medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#94226
Habeşistan Krallığı'nın Yemen valisi olan Ebrehe, milâdî 570 yıllarında San'a şehrinde, 'Kulleys' adı verilen muhteşem bir kilise yaptırmıştı. Maksadı, Kâbe ziyaretine rağbet gösteren Arapların ziyaretlerini oraya çevirmekti. Bu duruma tepki gösteren bir adam da, gecenin birinde Kulleys'e girip içine pislemişti. Bu hakarete çok öfkelenen ve koyu bir hıristiyan olan Ebrehe, gidip Kâbe'yi yıkmaya karar verdi. Topladığı onbinlerce asker (altmış bin olduğu söylenir), Mahmud adlı büyük bir fil ve daha başka fillerle Mekke'ye doğru yola çıktı. Önüne çıkan bazı kuvvetleri de mağlup ederek ilerledi. Taif şehrine gelince askerlerin bir kısmını Mekke'ye gönderdi. Onlar da Peygamber s.a.v.'in dedesi ve Kureyş'in reisi Abdülmuttalib'in ikiyüzü aşkın devesiyle ahalinin hayvanlarını sürüp götürdüler. Bu olayın peşinden Abdülmuttalib, gidip Ebrehe'yle görüştü, develerinin geri verilmesini istedi. Ebrehe dedi ki: - Benden develerin istiyorsun da, Kâbe'den hiç söz etmiyorsun. Halbuki ben onu yıkmaya geldim. - Ben develerin sahibiyim. Kâbenin de onu koruyacak sahibi vardır! Bu görüşme sonunda develer geri verildi. Mekke halkı bu güçlü orduyla savaşamayacağı için, anlaşma gereği dağlara çekilip neticeyi beklemeye başladı. Ebrehe ordusu büyük fili önden sürerek Mekke sınırına dayandı. Kâbe'yi halatla bağlayıp fillerle çekerek yıkmak istiyorlardı. Bu sırada Ebrehe'nin yol kılavuzlarından Nüfeyl b. Habib, koca filin kulağından tutarak şöyle bir şey söyledi, sonra da koşarak dağa çıktı: - Ey Mahmud çök! Sakın ileri gitme, sağ salim geriye dön! Mekke'ye girişte büyük fil direndi, zorlanınca yere yattı. Onu bir türlü Kâbe cihetine yürütemediler. O anda sürü halinde ebabil kuşları ortaya çıktı. Her birinin ağzında ve ayaklarında nohut gibi birer taş vardı. Bu taşları ordu üzerine mermi gibi boşalttılar. Kime rastlarsa delip geçiyordu. Askerlerin çoğu öldü; 'Fil Ordusu' dağılarak Yemen'e döndü. Ebrehe de dönüşte öldü. Kâbe ise olduğu gibi kaldı. Kur'an'da Fil Suresi bu olayı anlatır.
ibrahim Üye
Üyelik: 2001-12-18 Herkese açık mesaj: 2.407
#94233
Hiç namaz kılmadan cennete giden sahabi Hayber savaşı sırasında İslâm ordusu ile Hayber Kalesi'ndeki yahudiler arasında mücadelenin iyiden iyiye kızıştığı bir andır. Hayberli yahudilerden birisinin yanında çobanlık yapan bir zenci, savaşın zorlu anlarından birinde Rasul-i Ekrem Aleyküm Selam. ile karşılaşır ve bana İslâm'ı anlatır mısınız?& der. Efendimiz, ilk akla geleceği üzere ;Şimdi sırası mı? Git, uygun bir zamanda gel! tarzında bir cevap vermez, oturur ve o zenci çobana İslâm'ı anlatır. Yüreğine sıcacık birşeyler aktığını hisseden çoban, o anda Kelime-i Şehadet getirerek müslüman olur. Savaş bütün şiddetiyle devam etmektedir ve çoban henüz kavuştuğu imanın heyecanıyla birşeyler yapmak istemektedir. Ey Allah'ın Rasulü; der; Ben şu koyunların Hayberli sahibinin yanında çalışan bir işçiyim. Bu koyunlar bana emanet. Şimdi bunları ne yapsam? Müslüman askerlerin günlerdir bir şey yemeden çarpıştığı bir savaşta olmalarına rağmen Efendimiz şöyle buyurur: İslâm, emanete ihanet etmemeyi emreder. Sürünün başına dön, koyunların yüzlerine hafifçe vurarak onları kaleye doğru yolla. Yüce Allah seni isteğine kavuşturacaktır. Sürüyü kaleye sokan çoban, vakit kaybetmeden mücahitlerin arasına koşar ve savaşa atılır. Çok geçmeden yahudilerin attığı bir taşla şehit olur. Savaş bittikten sonra, diğer şehitlerle birlikte zenci çobanın cansız bedenini de getirip sırtüstü yatırırlar. Efendimiz Aleyküm Selam. şehide bakar ve hemen yüzünü çevirir. Yanında bulunanlar niçin böyle yaptığını sorduklarında der ki: Şu anda onun yanında hurilerden iki zevcesi var ve yüzünden toprakları siliyorlar. Birkaç saat içinde başına cennet kuşu konan bu zenci çoban, müslüman olduktan sonra bir namaz vakti bile dolmadan şehitlik payesini elde etmiş ve cennete uçmuştur. Adının Yesar olduğu söylenen bu şehit çobanın birkaç saatlik kutlu macerası, daha sonra sahabiler arasında bir bilmeceye konu olur: - Bilin bakalım! Hiç namaz kılmadan cennete giden adam kimdir? Cevap: Şehit çobandır
nizip güzeli Üye
Üyelik: 2007-04-11 Herkese açık mesaj: 664
#94278
allah razı olsun .emeğinize sağlık.
Huzi Üye
Üyelik: 2005-12-22 Herkese açık mesaj: 1.968
#94283
Teşekkürler Metal abi...Böyle güzel konularla seni görmek ne güzel....
medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#94655
Şeytan ve Balı Bir gün İsa (a.s.), bir elinde kül, bir elinde bal ile giden şeytana sormuş: "Nedir o elindekiler?" Şeytan cevap vermiş: "Bu kül, bu da bal! Külü, kusur ve ayıpların yüzüne serperim, ta ki kötü ve çirkin görünsünler. Balı da, bunların ayıp ve kusurlarını diline dolayanların ağızlarına çalarım, ta ki ayıp ve kusurları sayıp dökerken tat duysunlari mü'min kardeşlerinin gizli hallerini alenîleştirip, ittifaklarını bozarken zevk alsınlar.
medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#95223
Abdurrahman said b. yerbu r.a anlatıyor; Resulullah'ın vefat ettiği günün ertesi günlerden birinde Hz.Ali r.a. başını sarmış ve mahzun bir vaziyette mescide geldi. hz. Ebu bekir r.a ;ya Ali ! seni üzgün görüyorum, dedi. Hz. ali r.a senin önemsemediğin, kederlenmediğin şey benim için çok önemlidir, dedi. bununla Resulullah'a s.a.v olan üzüntüsünün çokluğunu anlamak istiyordu bunun üzerine Hz.Ebu bekirr.a. -Ey insanlar Hz. Ali r.a.ne diyor bir dinleyin! Allah için sizleri şahit tutuyorum; Resulullah ın s.a.v. vafatına benden çok üzülen birini daha gördünüz mü dedi.
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#95226
Hz. Ömer Bir defasında Eslem'le birlikte Harra taraflarında (Medine'nin dış bölgesi) dolaşırlarken ışık yanan bir yer gördü ve Eslem'e; "Şurada, gecenin ve soğuğun çaresizliğine uğramış biri var. Haydi onların yanına gidelim" dedi. Oraya gittiklerinde bir kadını iki çocuğuyla üzerinde tencere bulunan bir ateşin etrafında otururken gördüler. Hz. Ömer, onlara; "Işıklı aileye selâm olsun" dedi. Kadın selâmı aldıktan sonra yanlarına yaklaşmak için izin alan Hz. Ömer ona yanındaki çocukların neden ağladıklarını sordu. Kadın, karınlarının aç olduğunu söyleyince, Hz. Ömer merakla tencerede ne pişirdiğini sordu. Kadın, tencerede su bulunduğunu, çocukları yemek pişiyor diye avuttuğunu söyledi ve; "Allah bunu Ömer'den elbette soracaktır" diye ekledi. Hz. Ömer, ona; "Ömer bu durumu nereden bilsin ki?" diye sorduğunda kadın; "Madem bilemeyecekti ve unutacaktı neden halife oldu" karşılığını verdi. Hz. Ömer bu cevap karşısında irkilerek Eslem'le birlikte doğruca erzak deposuna gitti. Doldurdukları yiyecek çuvalını Eslem taşımak istedi. Ancak Hz. Ömer (r.a); "Kıyamet gününde benim yüküme ortak olacak değilsin. Onun için bırak da yükümü kendim taşıyayım" diyerek buna izin vermedi; çuvalı omuzuna aldı ve kadının bulunduğu yere götürdü. Orada bizzat yemeği Hz. Ömer (r.a) hazırlayıp pişirdi ve onları doyurdu. Eslem; "O, ateşe üflerken şakakları arasından çıkan dumanları seyrediyordum" demektedir. Hz. Ömer oradan ayrılırken kadın; "Siz bu işe Ömer'den daha layıksınız" dedi. Hz. Ömer; "Ömer'e dua et. Bir gün onu ziyarete gidersen beni orada bulursun" dedi. Bu onun insanlara yardım etmede ve mağduriyetlerini gidermede gösterdiği hassasiyetin örneklerinden sadece bir tanesidir.
medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#95578
Hz. Aişe r.a. anlatıyor; Resulullah ın s.a.v. bir hasırı vardı. Geceleyin onu diklemesine koyarak insanların kendisini görmesini veya yanına yaklaşmasını engelleyecek bir gücre edinerek namaz kılar, gündüzleri ise sererek üzerine otururdu. Hz. peygamber s.a.v. böyle nafile namaz kılarken insanlar onun namazına uyup namaz kılmaya başladılar, Resulullah s.a.v. ne kadar namaz kılarsa onlarda o kadar kılarladı. Nihayet geceleri Resulullah ın yanına gelenler çoğalınca, Peygamber Efendimiz s.a.v. yüzünü onlara döndürdü ve şöyle dedi: Ey insanlar! ibadetlerden ancak gücünüzün yettiği kadarını yapınız! çünkü siz usanmadıkça Allah (cc) usanmaz. Biliniz ki, Allah cc katında amellerin en sevimlisi az da olsa devamlı olanıdır. buhari, libas O s.a.v NU BÖYLE SEVDİLER isimli kitaptan alıntıdır.
medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#96270
Yavuz Sultan Selim Mısır seferi dönüşünde Konya civarında konaklamıştı. Bu sırada korkunç bir kasırga çıkmış, önüne çıkan herşeyi içine alıp havalandıran hortum olayı görülmüştü. Rüzgarın döne döne estiğini gören Padişah, çok sevdiği, her zaman yanında bulundurmaktan lezzet aldığı büyük âlim Kemâl Paşazâdeye sordu: Bu nedir, hocam? Kemal Paşazade şu nükteli cevabı verdi: Efendim, malumunuz burası Mevlânânın şehridir. :) Taşı toprağı buranın mevlevîdir.İşte böyle durmadan dönerler
medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#96747
Bir miktar odunu,vurup sırtına, ihtiyar bir adam,koyulur yola. Hava gayet sıcak,yol ise uzun, Adamda başlamış,büyük bir hüzün. Alnından akıyor,şıpır şıpır ter Dizinde mecal yok,gözlerinde fer. Düşe kalka biraz daha yol alır velakin çok geçmez,tıkanır kalır şöyle der:'Çekilmiyor artık bu hayat, Görmedim ömrümde hiçbir gün rahat. Şöyle yatsaydım ocak başında, Odun taşımak zor yetmiş yaşında. Sonunda odunu yerlere atıp, Haykırır yürekten etrafa bakıp. 'Nerdesin azrail gelsene artık! Çekilmez oldu bu ihtiyarlık. Etrafa yayılan sesi işitip, Gelir hemen biri oldukça muzip. Beni çağırdın der,bir derdinmi var? Dileğin nedirki söyle ihtiyar! İhtiyar bakar ki iş tehlikelidir, Beti benzi solar,lafı çevirir. 'Dileğim yükümü kaldır sırtıma Yavaşça gideyim eski yoluma!'.
medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#97092
Dilencinin biri durmadan gezer ve gittiği yerde: — Kim ne ederse karşılığını mutlaka görür. Sanma ki, kötülük edenin kötülüğü yanına kalsın, der dururdu. Mahallede bir kadın her gün onun bu sözlerinden bıkmıştı. Bir gün şuna bir kötülük yapayım da görsün bakalım herkes ettiğini bulacak mı? diye bir plân hazırladı. İhtiyar dilenci evinin önünden geçerken içine zehir koyarak hazırladığı böreği ona verip: — Al bunu, senin için yaptım, dedi. Dilenci çok memnun olmuştu. Nasıl bir şey olduğuna bile bakmadan torbasına doldurup günlerdir aç olan karnını doyurmak için köyün dışında bir çeşmenin başına gitti. Torbasından böreği çıkardı, tam yemeye hazırlandığı bir sırada karşıdan uzaklardan geldiği belli olan bir asker gelip:____ — Amca çok uzak yollardan geliyorum. Saatlerdir açım. Şu elindeki börekten bir miktar bana da versen de yesem olmaz mı? dedi. İhtiyar dilenci, hiç tereddüt etmeden torbasından çıkardığı böreklerin tamamını askere verdi. Kendisi de torbasında günlerden beri sakladığı kuru ekmeğini yemeğe başladı. Zavallı asker afiyetle böreğin tamamını yedikten sonra çeşmeden de su içip adama dua ederek ayrıldı. Koşa koşa kendisini bekleyen annesine yetişmek üzere yola çıktı. Biraz sonra da eve geldi. Eve geldi ama öldüm, yandım diye de feryat etmeye başlamıştı. Annesi askerden gelen oğlunu bağrına basmış, sevinmesi gerektiği yerde üzülüyor, oğlunun bu hastalığının ne olduğunu anlamaya çalışıyordu: — Oğlum ne oldu sana? Dokunacak bir -şey mi yedin yoksa? diye sormaya başlayınca, asker hiç zararlı bir şey yemediğini, sadece bir ihtiyarın yemek üzere torbasından çıkardığı böreği yediğini ve adamın merhametine hayran kaldığını söyledi. Kadın: — Eyvah oğlum! Seni ben zehirledim. Adamcağız eden bulur, diyordu. İşte ettiğimi buldum, diye ağlamaya yırtınmaya başladı ama, iş işten geçmişti. Adamdan kurtulmak için böreğin içine çok zehir koymuştu. Onun için oğlu çok çekmeden biraz sonra öldü.
medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#98348
ARKADAŞ ASHABI KEYF BİR GÜN sevdiği bazı gençlere KÖTÜ ARKADAŞTAN ASLANDAN KAÇARMIŞ GİBİ KAÇIN BUYURDU --HOCAM KÖTÜ ARKADAŞ PEKİ ARSLANDANDAMI KÖTÜDÜRKİ? --EVET BUYURDU ÇÜNKÜ arslan EN FAZLA İNSANIN CANINI ALIR AMA KÖTÜ ARKADAŞ İNSANIN DİNİNİ İMANINI ALIR VE SONSUZ FELAKETE SÜRÜKLER.......
medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#98704
Adamın biri sahrada dolaşırken, şeytan ona arkadaş oldu. Adam öğle namazını, ikindi namazını, akşam namazını ve yatsı namazını kılmadı. Uyuma vakti geldi, adam yatıp uyumak istedi. O zaman şeytan adamdan uzaklaşmaya başladı. Adam: — Benden niye kaçıyorsun? diye sordu. Şeytan cevap olarak: — Ben ömrümde bir kere Allah'a asî oldum ve ondan dolayı da Allah'ın huzurundan kovuldum. Sen ise bir günde beş kere isyan ettin. Ben Allah'ın sana gadap edip, senin arkadaşın olmam hasebiyle beni de kahretmesinden korkarım, dedi ve arkadaşlığı kabul etmeyip uzaklaştı.
medinedezaman Üye
Üyelik: 2007-09-07 Herkese açık mesaj: 124
#99413
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle anlattılar: — Geçmiş ümmetlerden iki kişi, bir beldede müşriklerin muazzam bir put yaptıklarını duyup görmeye gitmişlerdi. Putperestler gelen Mü'minlere mutlaka putları için bir kurban kesmeleri lâzım geldiğini söylediler. Onlar: — Allah'tan başkasına kurban kesilmez, diyerek bunu reddettiler. Fakat müşrikler dâvalarında ısrar ediyorlar, aksi takdirde kendilerini öldüreceklerini söylüyorlardı. En sonunda: — Hiç olmazsa bir sinek bari kesin, yoksa öldürürüz, dediler, îki mü'minden biri: — Sinek kesmekten ne olur, ölmektense bir sinek keser kurtulurum, dedi ve kesti. öbürü ise: — Allah'tan başkasına sinek de olsa kesilmez, diyerek onların isteklerini yerine getirmedi. Müşrikler kesmeyeni öldürdüler. Ama, sinek kesen îmanından, kesmeyen ise, canından oldu, fakat îmanını kurtardı, Cennete gitti.
Hasan Hoca Üye
Üyelik: 2007-07-06 Herkese açık mesaj: 1.281
#99786
HAKİMİN 4 KUSURU Hz. Ömer(ra), Humus'un ileri gelenlerine bir mektup yazıp fakirlerin listesini isteyerek yardım edeceğini bildirdi. Humuslular Şam ve civarında bulunan fakirlerin listesini gelip arz ettiler. Halife listeye baktığında listenin başında kadı olarak tayin ettiği Sa'd bin Amir'in ismini görüp listeyi getirenlere hakimin mali durumunu sordu. Onlar: Hakimimiz hakikaten gayet fakirdir. Çünkü rüşvet olacağı korkusundan, en küçük hediyemizi bile kabul etmiyor, dediler. Bu sözler Halife Ömer'in hoşuna gitmişti:" Allah'tan bu kadar korkan hakiminizin hoşunuza gitmeyen tarafları da vardır herhalde..." dedi. Onlar, hakimlerinden şikayetlerinin de olduğunu ve bazı hallerinden memnun olmadıklarını söyleyerek kusurlarını şöyle sıraladılar: 1-Vazifesine her zaman sabah namazından sonra başlaması lazım geldiği halde kuşluk vakti gelir. 2-Hiçbir gece aramızda görmüyoruz. O hep kendi başına evine çekilir halkla münasebet kurmaz. 3-Hafta da bir gün, evinden dışarı bile çıkmaz! 4-Şahit olduğu bir hadise aklına geldiği zaman baygınlık gelir ve üzüntüsünden hastalanır. O hadise ise ashabdan Hubeyb'in şehit edilmesidir, dediler. Humusluların şikayetlerini sonuna kadar dinleyen Hz. Ömer, onlara bir kısım erzak ve giyecek vererek gönderir. Hakim Sa'd bin Amir'i de huzuruna davet eder. Ona Humusluların bazı şikayetleri olduğunu söyleyerek dört kusurunun sebebini sorar. O durumunu şöyle izah eder: "Birinci kusurum; ailem hasta olduğundan evin bütün işlerini bizzat kendim görüyorum ve bu sebeple vazifemin başına ancak kuşluk vakti gelebiliyorum, ikinci ise; gündüzleri halk için vazife gören bir kimsenin gece de Hak için vazife görmesine müsaade edersiniz herhalde. Üçüncü ise; sırtımdakinden başka giyecek elbisem yoktur. Haftada bir gün, giydiğim elbiseleri yıkıyor temizlik işleri ile meşgul oluyorum. Hatta evimde bile üzerime alacak bir elbisem olmadığından yıkadığım çamaşırların kuruyuncaya kadar kimseyi görüşmeye bile kabul edemiyorum. Hubeyb'in şehit edilmesini hatırlayınca bayıldığım doğrudur. Çünkü müşrikler Hubeyb'i asarlarken ben yanlarındaydım. Belki mani olabilirdim, ama o zaman islamla müşerref olmamıştım, sadece hadiseye seyirci kaldım. İşte bu hadise aklıma geldikçe kendimi tutamıyor mesuliyetinden korktuğum için bayılıyorum, hastalanıyorum. Sa'd bin Amir'in(ra) bu izahatı karşısında halife gözyaşlarını tutamaz… menkıbeler

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim