NİZİP TARİHİ
Bölgemizin kültürel ve tarihi devirlerini Taş Devri, Hitit (Eti), Mitani, Asur, Iran, İskender, Roma, Bizans, İslam-Arap, Türk-İslam, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi olarak sıralayabiliriz. Bu devirlere ait kalıntılara ve yazılı belgelere rastlanmaktadır.
TAŞ DEVRİNDE NİZİP
Paleolitik Devir
Nizip bölgesinde tetkik neticesinde elde edilen taş aletlere göre eski yontma ' Paleolitik ' taş devrinde insan yaşamıştır. Yontma taş devrine ait buluntulardan birçok bilgiye ulaşılmışsa da, Paleolitik çağın son iki evresi olan orta ve cilalı taş devirleri hakkında bilgi yoktur. 1938 yılında başlamış olan ilmi araştırmalar neticesinde bu insanların o zamanki kullandıkları el baltaları, kesici ve kazıyıcı taş aletler bulunmuştur.
Kalkolitik Devir Kültür teselsülüne göre Cilalı Tas Devrinden sonra Kalkolitik denilen kültür çağı gelir. Bu devrin insanlarının Taş ve Madeni aynı zamanda kullandıkları, toprağa bağlamış ve toplum hayatin daha önceden benimsemiş olduklarını meskenlerde yaşadıklarını görüyoruz. Bundan bize çanak çömlek gibi sanatkar ile yapılmış eserler, bina kalıntıları ve mühürler gibi materyaller bırakmışlardır. Bölgemizde bu devir insanları M.Ö. 4.000 - 3.000 'nin bize bıraktıkları eserlerden onların buralarda yoğun ve yaygın olarak yasadıklarını görüyoruz. Kazılarda meydana çıkarılan Gaziantep-Fevzipaşa yolu üzerinde bulunan Sakçagözü'nden 3km içerideki Caba höyük ve Nizip yolu üzerinde Turlu 'Şehzade Höyük' belli başlı merkezlerindendir. Nizip tarih öncesi çağlarda da Nizip çayı nın iki yakasının yabani buğday, arpa bitki örtüsü ile kaplı olması, çevrede yabani keçi ve koyunların bulunması ve yine jeolojik yapısı itibariyle kendiliğinden oluşan mağaraların bulunmasında dolayı, yerleşim yeri olarak tercih edilmiştir. Özellikle Turlu-Mağaracık, Nizip-kale arasında sığınaklar ve gizli dehlizler tespit edilmiştir. Yerleşik hayata geçtikce bu mağaraların yanlarında kerpiçten veya taş, çamur, direk kullanılarak basit evler yapılmıştır. Nizip' de her köyün yakınında birde höyük görmek mümkündür. Höyükler ilk yerleşim yerleri sanılmakla birlikte, içlerinde mezarların veya hazinelerin saklı olması da muhtemeldir. Bazılarının jeolojik yapıları nedeniyle erozyonlara direnerek yüksekte kaldığı, bazılarının da sonradan yükseltildiği tahmin edilmektedir. Bunlar çoğu zaman ateş yakarak haberleşmek için kullanılmıştır. O yıllarda çevredeki suların getirilmesi için dehlizler açıldığı bilinmektedir. Bunlardan birisi de Habip-Çardak arasındaki pişirilmiş killerden yapılan büz boruların kullanıldığı su yoludur. Ayrıca Hamam çukuru denilen eski hamam su ve Karpuzatan' ın kaynağını oluşturan Turlu' daki yer altı suyu da örnek olarak gösterilebilir.
M.Ö. 2000
Nizip ve yöresi; Eski Hitit zamanında (M.Ö.18.yüzyilda) I.Mursil, M.Ö.13.yüzyılda İmparatorluk Hititleri zamanında da Şuppilulluima tarafından Hitit devletine bağlanmıştır.
Önemli yollar üzerinde bulunan bölgemiz bu gelişmişlikten etkilenmiş ve çevremizde önemli yerleşim alanları oluşmuştur. Yapılan kazılarda çıkan sanat eserlerinde bu gelişmişliğin etkileri görülmektedir. Mari vesikalarından anlaşıldığı üzere,
M.Ö. 2000 yıllarının ilk çeyreğinde; Fırat'ın batısında, Güneyden Kuzeye doğru bir takım şehirlerin varlığını öğreniyoruz. Bunlar arasında Karkamış, Halep, Gaziantep'in güneyinde Uşşu, Kuzeyinde Haşşu şehirleridir. Otoriteler Gaziantep'in doğusunda ilçemiz çevresinde Hurri'leri kabul eder. Hattutaş arşivlerinden bir Eti kralının Urşu şehrini muhasara ettiği anlaşılır.
M.Ö. 1600 yılında Eti devletinin kralı I. Murşil hakimiyetini Babil ' e kadar uzattığı zaman Nizip çevresine uğraması muhtemeldir. 16. YY' da doğudan gelen ve Ege'ye kadar uzanan kavimler göçündeki asilzadeler her yerde Hurri'lerin başına geçerek Mitani devletini kurdular.
M.Ö. 1500 - 1400 aralarında Nizip bölgesinin Mitani devletinin parlak devresinde bu devlete bağlı bir krallık olduğu düşünülebilir. Bölgemizdeki bütün höyüklerde bir mühür türü Mitani' lerin bu bölgede yaşadıklarına tanıklık etmektedir. M.Ö. 14 YY' da Mitani' lerin sarsıldığı görülüyor. Bu devrin Arkeolojik vesikaları olan her iki yüzü hiyeroglif yazılı düğme şeklinde mühürler Tilbaşar köyünde bulunmuştur.
M.Ö. 12 YY kadar bu bölge Etilerin elinde kalmıştır.
M.Ö.12.yüzyılda Son Hititler zamanında bölge Hititlerin merkezi haline gelmiştir. Nizip ve çevresi Hititlerden sonra Asurlara, Metlerin, Büyük İskender'in, Romalıların ve Bizansların, Roma İmparatorluğunun idaresinde kalmıştır.M.Ö 850 yıllarında Karkamış gibi birkaç şehir hariç bölgemizde bütün şehirler başka isimlerle ortaya çıkıyor. Bazı karışıklıklardan sonra bölgemizde Eti devleti 4 küçük parçaya ayrılıyorlar. Bunlar sırasıyla 1. Kummuhi 2. Karkamış 3. Tilbarip 4. Sam'al dır.
Nizip yollar üzerinde olması sebebiyle, birçok defalar istila ordularının uğrak yeri olmuş ve topraklarında önemli savaşlar olmuştur. Firavun Ramses' in Mısır orduları, Firikyalı' lar
M.Ö VII ci asırda İran orduları, daha sonra Yunan ve Doğu roma orduları bu bölgede görülmüştür.
M.Ö. 725 yılında bölgede kuvvetlenen Asurlar Kummuhi krallığını yenerek haraca bağlamıştır, Kalıntılara göre bu savaş Kummuhi krallığının bağlı iki küçük eyalet olan Halpi ve kışdam arasında olmuştur. Kışdan bugünkü Kuşdam adına kurulan bir köydür. Halpi' ni ise Halfeti olduğu tahmin edilmektedir. Kummuhi devletinin en eski kalıntısı Çağdın köyünde bulunmuş olan "Hava" kabartmasıdır. Bu krallık M.Ö. 743 yılında bitmiştir. Nizip'in bugün üzerinde bulunduğu ve kurulduğu mevkii tarih öncesi çağlardan beri çeşitli olaylara sahne olmuş, ve her defasında çeşitli devrelerden geçmiştir. Tarihin ilk çağlarından bu yana ilçemizin başlıca medeniyet merkezlerinden biri oluşu kültür ve ekonomi değerini arttırmıştır. Hititler devrinde dini bir önemi bulunan bölge, Bizanslar zamanında da askeri yönden önem kazanmıştır. Nizip'in kuzeydoğusunda ve Nizip'e 8 km. uzaklıkta bulunan Belkıs Harabeleri (Zeugma ve daha sonra Seleucia ad Euphrates) Bizanslılardan kalmıştır. Bakınız Zeugma tarihi.İlçe merkezinde Bizanslılardan kalma bir Kilise binası mevcuttur. Ayrıca Orul (Sekili), Mızar (Uluyatır) ve Çardak köylerinde Bizans döneminden kalma eserlere rastlanmaktadır.
ORTA ÇAĞDA NİZİP
M.S. 540' tan sonra Pers Kralı 1. Hüsrev Bizans imparatoru Justinanus'u yendi ve Nizip tamamen Perslerin yönetimine geçti.
M.S. 6 YY. da Bizanslılar Persleri yenilgiye uğratarak Nizip'i yeniden ele geçirdiler. Bir ara İran hükümdarı Nurşi revan Bizanslıları Nizip'te mağlup ederek kendi imparatorluğu hudutları içerisine aldıysa da daha sonra Bizanslılar Nizip-Antep bölgesini tekrar geri aldılar.
M.S: 591 yılında Nizip belli başlı ticaret yolları üzerinde bulunmaktaydı. Hint ve İran' dan gelen kumaşlar, baharat ve fil dişi Nizip ve G.antep' te toplanıp buradan sevk edilirdi.
Tarihimiz Kültürümüz
#48252
#48253
#48254
#48255
#58635
#86012
#89159
#89183
#176532
#264081
#264132
Eski Karkamış Fırat nehrinin akış yönüne göre nehrin hemen sağında kurulmuş, daha sonra belirlenen Türkiye-Suriye sınırının Fırat'la kesiştiği üçgenin köşesinde yer alır, artık mayınlanmış o saha içerisinde maziyi andıran bir tümsek yığını gibi dünden bugüne, çağlar ötesinden günümüze ışık tutar. Birçok uygarlık izleri ve kalıntıları bağrında saklıdır, bir iz gibi. Ve derinliğinde daha nice olayların belgeleri vardır, kim bilir. Ve kim bilir kaç kez hükümdarlar, krallar ordularının atları ile buraları çiğnediler, tahrip ve yağma ettiler. Ve eski kent, yıkıla yapıla sonuçta bir tümsek görünümü aldı. Eski ve yeni Karkamış şimdi aralarındaki çok az mesafeyi saymazsak yan yana dururlar.
Eski Karkamış zamanın törpüsü içinde yok olmuş ve belirtildiği üzere bir tümsek yığını haline gelmiş, ne sarayları kalmış ayakta ne de surları. Tarihi değerleri yağmalanmış, heykel ve sanat değeri olan eserler tahrip edilmiş durumda. Kabartma resimli duvarları yerle bir edilmiş ve savaş arabalarını çeken azgın atları, ne aslanları ve ne de kuvvetin simgesi boğaları kalmış artık. Eski kent ölgün bir harabe. Ama tarihe tanık, tarihe ışık tutmuş ve daha derinliğinde birçok gizleri saklar durumda.
Saraylara yapı olmuş taşları merdiven basamakları tarihin ve mazinin birer parçası gibi duruyorlar. Bir şeyler çağrıştırıyor insana dünden bugünlere.
Mezopotamya, Mısır, Anadolu yollarının kavşak noktasında bulunması nedeniyle Karkamış’ın coğrafi konumu tarih boyunca önem arz etmiştir. Bu durum ayrıca Karkamış’ın kesintisiz bir yerleşim alanı olmasını sağlamıştır.
#264133
Eski Karkamış tarih içinde bir bakıma görevini tamamlayıp da yok olduktan sonra onun batı kısmına bugünkü yeni Karkamış kurulur.Yukarıda da bahsedildiği gibi eski ile yeni yan yanadır.Yeni Karkamış eski ile aynı doğrultuda Fırat'a dökülen Çiftlik çayı üzerine kurulmuş durumdadır.Ve şu andaki idari yapısı da ilçe statüsündedir.Milli mücadele sonunda Suriye ile belirlenen sınırın sıfır noktasında kalmıştır.Yine bu sınır anlaşması eski Karkamış’ın bir kısmını da sınırlarımızın dışında bırakmıştır.
Karkamış İlçesi yakınında, Fırat’ın batı kıyısında, Türkiye-Suriye sınır hattı üzerinde, Yakındoğu Arkeolojisi’nin en önemli yerleşimlerinden Karkamış Antik kenti yer almaktadır. Kent; M.Ö. II. bin yılda, Anadolu’dan, Mezopotamya’ya ve Mısır’a uzanan yolların önemli bir kavşak noktasında yer alıyordu. Karkamış Krallarından söz eden ilk belgeler, M.Ö. 1700’e doğru ortaya çıkar. M.Ö. 1650’li yıllarda, Hitit Kralı Hattuşili 1, Karkamış ve çevresindeki kentleri alarak, kuzey Suriye yolunun güvenliğini sağladı. Daha sonra, Mitanniler’in egemenliği altına giren kent, Şuppiluliuma I. döneminde yeniden Hititlere bağlandı. Karkamış artık, çoğu büyük Hitit Kralları soyundan gelen ve İmparatorluğun Suriye’deki topraklarını denetim altında tutan bağlı krallar tarafından yönetiliyordu.
Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. XII. yüzyıl başlarında yıkılmasından sonra kent, yeni kurulan çok sayıda Geç Hitit Krallığından birinin merkezi oldu. Asur Kralı Acurnasirpal II’nin Suriye Seferi (M.Ö. 876-866) sırasında, haraca bağlanan Karkamış, M.Ö. 717’de Asur Kralı Sargon II tarafından yakılıp yıkılarak, Asur topraklarına katıldı. George Smith’in (1876) Cerablus yakınındaki kalıntıların, Karkamış’a ait olduğunu bulmasından sonra, Hogarth, Lawrence, Campbell-Thompson ve Woolley, 1878-1881, 1911-1914 ve 1919-1920 yılları arasında kentte British Museum adına kazı çalışmaları yapmışlardır. Kalenin bulunduğu tepede, tarih öncesi kalıntıların yanı sıra, Erken ve Geç Hitit dönemlerinden iki ana yerleşim yeri saptanmıştır. Dış Kent, İç Kent ve Kale olmak üzere üç bölümden oluşan dikdörtgen planlı Karkamış’ta; yönetsel ve dinsel işlevli yapılar, kentin çekirdeğini oluşturmaktaydı. Yapılar; Hitit-Asur üslubunda kabartmalarla kaplı siyah bazalt ve beyaz kireç taşı ortostatlarla süslüdür. Bulunan kabartmaların çoğunluğu, Geç Hitit dönemine tarihlendirilmektedir.
Bu kabartmalar, Tanrıça Kupapa ve onun adına yapılan tören alayındaki askerlerin, rahiplerin, çeşitli hayvanları taşıyan kişilerin, uzun ve düz kılıçlarla silahlanmış prenslerin, savaş arabalarının, karışık yaratıkların, koruyucu hayvanların yer aldığı tören alayı betimlemeleriyle M.Ö. I. Bin yıl başlarındaki yaşam biçimine, giysilerine ve kültürüne ışık tutmaktadır. Karkamış kabartmalarının, büyük çoğunluğu bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.Suriye sınırında mayınlı askeri sahada bulunan harabeler, mayınlardan temizlenmeyi beklemektedir.
(NOT: Günümüzde Karkamış harabeleri askeri bölgede olduğundan ziyarete kapalıdır. Ziyaret için Genel Kurmay Başkanlığı’ndan izin alınması..gerekmektedir.)
#264134
Nizip-Mağracık Höyük
#264139
#264140
#264141
Nizip Tarihi
İSLAM TARİHİNDE NİZİP
639 yılında İslam ordusu, savaş olmaksızın bölgeyi almasıyla Hz. Ömer’in, bir rivayete göre de Halid Bin Velid ile Bilal Habeş in bir ordu ile geldiği ve Nizip halkına islamiyeti tebliğ ettikleri, islamiyeti hemen kabul eden Nizip halkının Leylek camisi ni inşaa ettikleri ve islam komutanlarından Seyyid Hasan'ın buraya imam tayin edildiğinden bahsedilir.
Bundan sonra Ayıntap valiliğini Halid Bin Velid – Ebu Ubeyde gibi valilerin yönettiği söylenebilir. Bu bölge Abbasilerin eline geçince bölgeyi Türk valiler idare etmişlerdir. Harun Reşit zamanında buralar çok terakki etmiş El Cezire o sıralarda 4 büyük bölgeye ayrılmıştı. Bu bölgelerden biride Nizip bölgesidir. Kayıtlara göre Ayıntap bölgesi bir süre Halep’ den alınarak Nizip bölgesine bağlanmıştır.
Bölge Abbasi- Bizans savaşları sırasında bir süre Bizans yönetimine geçse de
780 yılında Harun Reşit’in oğlu Mutassım’ ın Anadolu’da Bizanslarla yaptığı savaşlardan sonra tekrar alınmıştır. . Abbasiler devrinde Nizip çok gelişmiştir. Kayıtlara göre, Ayıntap o sıralarda bir sü*re Halep'ten ayrılarak Nizip'e bağlanmıştır.
835-884 yıllarında bölgeye hakim olan Tulunoğulları
868 yılında Suriye ve Nizip’i ele geçirdiler.
925-1013 tarihleri arasında Nizip ile çevresi Halep ve ratoru 2. Romanos ve Nikephoros Fokas ile çarpışarak, Handani’ ler egemenliğinde kalmasını sağlamışlardır. Bölge daha sonra kısa bir süreliğine yine Bizans ve sonrasında Fatımilerin eline geçti.
1071 Malazgirt savaşından sonra Nizip bölgesi hızla Türkleşmeye başlamıştır. Alparslan’ın kumandanlarından Afşin beyin zaptettiği yerler arasında Nizip’te vardı. Afşin Bey'in Nizip'i yağmaladığını tarih kitapları yazmaktadır. Gelişmemiş, yoksul bir yerleşmenin yağmalanmaya değer görülmeyeceğinden hareketle, o dönemde Nizip'in bölgenin en gelişmiş, zengin kentle*rinden olduğunu söylemek zor değildir. Bu özelliği Afşin Bey'in buralara kadar gelip kenti yağmalamasını cazip kılmıştır.Anadolu Selçuklu Devleti sultanı Kutalmış oğlu Süleyman, Antakya'yı Bizanslılardan alın*ca Harim, Dülük ve Nizip kendiliklerinden Anadolu Selçuklu yönetimini kabul ettiler.
1098 yılında Edez Kontlugu 1. haçlı seferiyle Anadolu Selçuklu sultanı 1. Kılıç Arslan ile savaşarak bölgeyi 8 ay kuşatmıştır. Bu sıralarda Musul Atabeyi İmadettin Zengi Müslümanların savunuculuğunu yapmak amacıyla Haçlılardan bu bölgeyi geri almıştır.
1145. Konya Selçuklu Sultanı Mesut tarafından
1149 da Telbaşar’ın kuşatılmasıyla haçlılar ile Türkler arasında Nizip bölgesinde büyük bir savaş yapıldı. Daha sonra buralar Türklere teslim edilerek Selçuklu sultanı Nür-al-din in eline geçti
1150 yılında Selçuklulara, bir dönem Fatimilere, son Haçlı seferleri sırasında Hıristiyanlara,
1187 yılında Salahaddin Eyyubi' nin Haç*lıları büyük bir yenilgiye uğrattığı Hıttin Sa*vaşı sırasında Tilbeşar ve Ayıntap kaleleri önünde yaşanan çok çetin çarpışmalar sonunda bölge Eyyubi egemenliğine girdi.
1275'te bu kez Memlük hükümdarı Bay*bars bölgenin denetimini ele geçirdi. Mem*lükler döneminde bölge mamur hale getiril*di. Öyle ki, bu dönemde Ayıntap' a Küçük Buhara, Küçük Şam gibi adlar verildi.Bölgemize Memluklular hakim olunca XII yüzyılın ortaları bölgemiz için bir kalkınma çağı olmuştur. Memluklular devri zaman zaman bazı istila ve işgallerle kesintiye uğramıştır.
1388'de Emir Suli ve Mintaş gibi Türkmen beylerinin
1400'de Timur'un,
1420'de de Irakeyn emiri Kara Yusuf'un sal*dırılarına uğradı.
14. yüzyılın ortalarında Dulkadiroğulları Beyliği'nin yönetiminde bulunan Nizip, ak*rabalık dolayısıyla Memlüklerle Osmanlılar arasındaki çekişmeler sırasında bazı savaşla*ra sahne oldu.
15 YY ortalarında Dulkadir oğulları beyliğinin yönetiminde bulunan Nizip, Osmanlı ve memlukların çekişmeleri sırasında bazı savaşlara sahne olmuştur.
1471 de Dulkadirli beyi Şehsuvar Bey Memlük ordusuna yenilince bölge bir süre Memlüklerin elinde kaldı.
OSMANLI TARİHİNDE NİZİP
1515'te Hadım Sinan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Dulkadiroğulları beyi Alaüddev*le'yi büyük bir bozguna uğratarak beyliğin topraklarını, Fatih Sultan zamanında Osmanlı topraklarına kattıysa da bölge kısa bir süre sonra tekrar Memlüklere geçti.
1516 yılında bölge tamamıyla Osmanlı İmparatorluğunun hâkimiyetine girmiştir.Yavuz Sultan Selim yönetimindeki Osmanlı ordusu Mısır seferine çıkarken Antep’e yaklaştığı sırada Memlukların Antep valisi Yunus bey tarafından kabul edildi. Yavuz Sultan Selim Antep’te bir süre kalarak Mercidabık savaşının planlarını yaptı. Bu sırada Kocatepe (Tılfar) beldesine gelerek incelemede bulunduğu da rivayet edilir. Yavuz Sultan Selim’in ölümünden sonra Dulkadiroğlu beyliği Maraş, Malatya, Antep, Zulkadriye sancaklarını kapsayan bir beylik haline geldi. Bu zamanda Nizip ve Antep Maraş eyaletine bağlı bir sancak merkezi oldu.
1649 yılında Evliya Çelebi Şam’dan Anadolu’ya geçişinde Nizip’den de geçmiş ve izlenimlerini şöyle kaleme almıştır.
“Nizip, Fırat ırmağının batı yönünde, çöl içinde, yüksek bir dağın eteğinde hanlı, camili, hamamlı, küçük çarşılı mamur bir kasaba olup bağı bahçesi yoktur. Daima Birecik kasabasına eklenip nahiye olmuştur. Harun şehir zamanında mamur bir şehir imiş. Ayıntap kıble yönünde bir kaynak olup yaya adım bir günde varıp gelinir. Birecik’e ise 6 saatte.”
Bölgemiz zaman zaman Celali zorbalarının şerrine de uğramıştır.
Nizip'te 29 Haziran 1839 'da Osmanlı ordusu ile Mısır valisi Mehmet Ali pasa arasında Nizip savasi gerçekleşmiştir.
14 mayıs 1833 yılında Mısır valisi Mehmet Ali pasa ile Osmanlı padişahı II.Mahmut arasında yapılan Kütahya anlaşmasından iki tarafta hoşnut değildi. II Mahmut, Mehmet Ali paşaya verilen Suriye, Adana, Girit ve Cidde gibi zengin eyaletleri geri almak istiyordu. Mehmet Ali paşada elde ettiği kazancı az buluyordu. Mısır’ın ödemesi gereken vergide anlaşmazlık konusuydu. Diğer taraftan İngiltere Suriye ve Mısır ticaretini kendisine kapayan Mehmet Ali paşanın doğu Akdeniz’ de kuvvetli bir devlet kurmasını istemiyordu.Fransa ise Mehmet Ali paşaya mısırdaki ıslahat hareketlerine yardim ettiği için, Mısırda önemli bir yer edinmişti. Bu nedenle İngiltere’de Osmanlı devletini, Mehmet Ali pasa ile savaşmaya kışkırtıyordu. 1834'te Lübnan da Mehmet Ali paşaya karsı bir ayaklanma çıkınca ve Fırat dolaylarındaki Dürzilerde Osmanlılara karsı baş kaldırınca Osmanlı devleti bunu fırsat sayarak Suriye ve Lübnan’daki Mısır egemenliğine son vermek istedi. Hafız Mehmet paşanın komutasında Urfa’ya bir ordu gönderildi. Osmanlı ordusunda basta Moltke olmak üzere dört tane Prusyalı kurmay subay vardı. Bu sırada 40.000 kişilik Mısır ordusu Halep’te bulunuyordu. İki ordu şayi bakımından birbirine eşitti. Mehmet Ali paşanın oğlu İbrahim paşanın yönetiminde olan Mısır ordusu, Osmanlı ordusuna saldırma emri alarak Nizip ile Birecik arasındaki ovaya geldi. Bu sırada Osmanlı ordusunun durumu daha iyi idi. Osmanlı ordusunun Prusya kurmaylarının sözlerini dinlememesi ve oyalanmasından yararlanan İbrahim pasa , kendi kuvvetlerini Osmanlıların kanatlarını kuşatacak biçimde düzenledi, sonunda Mısır ordusu saldırıya geçerek Osmanlı ordusunu dört saat içerisinde ağır bir yenilgiye uğrattı. Böylece İbrahim paşaya Anadolu kapıları açılmış oldu. Osmanlı devleti bu zor durumdan, İngiltere, Avusturya, Rusya, ve Prusya gibi büyük devletlerin müdahalesi ile kurtulabildi.
Melike şark mektuplarında yana yakıla söyle diyor.
"Düşmanın yaptığı manevraya göre, bizim Birecik karsısındaki müstahkem mevkii tutmamız lazımdır. Hafız pasa bunu kabul etti ve hareket saati kararlaştırıldı. Pasa yeşil çadıra girdi, bir müddet sonra çıkınca Alman zabiti bakıyor ki , pasa bambaşka bir pasa olmuştur, az evvelki kararından 90 derece dönüş yapmıştır, çünkü yeşil çadır ricat etmek, namusa yakışmaz demiş. Aksam üstü vaziyet büsbütün vahimleşince paşanın çadırında meclis kuruldu, Alman zabiti Moltke, ricattan başka çare olmadığını söyler, fakat sözü dinlenmeyen Moltke asabi bir hiddetle istifasını veriyor ve çekip gidiyor.”
Mehmet Ali paşanın ordularının haberi İstanbul’a gelmeden biraz önce II.sultan Mahmut öldü yerine Abdülmecit geçti bu sırada donanma komutanı Ahmet pasa , Osmanlı donanmasını İskenderiye’ye götürerek Mehmet Ali paşaya teslim etti. ordusunu ve donanmasını kaybeden Osmanlı devleti çok kötü bir duruma düştü bu yenilgiden sonra basta İngiltere olmak üzere Avusturya, Prusya, Rusya ve Osmanlı devletinin delegeleri Londra’da toplandılar. mısır sorunu müzakere ederek Londra mukavelesini 1840 da imzaladılar. 1904 yılında belediye olan şehrimiz bu günkü Birecik ilçesine bağlı idi.
KURTULUŞ MÜCADELEMİZDE NİZİP
Kurtuluş savaşımız yıllarında, Mondros mütarekesi sırasında yabancıların işgaline terk edilen Anadolu' nun G.antep ve ahalisi Fransızlara verilmişti. Buna dayanarak 1919 sonlarına doğru Nizip ve Kilis üzerinden Gazi şehrimiz Antep'i işgal etmek üzere hareketlenen Fransız ordusu Nizip'e gelmiştir. İste kurtuluş savaşımızın ilk kursunu Fransızlara karsı "Çete Habes Böler" ve onun bir avuç imanlı silah arkadaşları tarafından sıkıldı. Bütün yurtta olduğu gibi Nizip'imizde de genci ihtiyari Habeş efendinin öncülüğünde Fransız ordusuna karsı koyarak büyük mücadelemizin temel taslarını, kanları ile koymuşlardır. 28 Ağustos’ta çetelerimiz tarafından Taşbaş dağı üzerinde perişan edilen tam teçhizatlı düşman ordusu G.antep'e doğru sürülmüştür. Taşbaş dağındaki mücadele sırasında gazilerimizin cephaneleri kalmadığı için palamut ağaçlarındaki palamutları mermi sesi çıkarsın diye sıkmalarda ayrıca yaşanılan durumu açıklamak adına önemlidir. Habeş efendi ve silah arkadaşları bununla da kalmayıp, Antep çevresindeki düşman çemberini de yararak şehir içine erzak ve cephane sokmayı basarmış ve İstiklal madalyasını almaya hak kazanmıştır.
Çete Habeş derdi ki ;
Çekince ben silahı
Dünyanın devrilir külahı
Misalini veren, asil Türk kanlarının çırpıntılarıyla şahlanan, hürriyet ve istiklalleri için ölmek ve öldürmek şerefinin ulviliğine erişmesini bilen Nizip' liler milli ruhun damarlarındaki asil kanda mevcut olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bu konu hakkında forumdaki yazışmalarımızı okumak ve katılmak için Nizipcomdaki foruma bekliyoruz. Saygıyla ve rahmetle anıyoruz.
CUMHURİYET TARİHİNDE NİZİP
1924 yılında yapılan genel idari teşkilatlandırmada G.antep iline bağlanmış ve 26 Nisan 1926'da ilçe olmuştur.
1927'deki nüfus sayımında ilçe nüfusu 7041 idi. Bu yıllarda gerekli istihdamın şehrimizde bulunmaması sebebiyle G.antep'e büyük ölçüde göç olmuştur.
1950 yıllarından sonra tarıma dayalı sanayi teşebbüslerinin kurulmasıyla ilçemiz göç almaya başlamış ve bugün 95.000'in üzerine çıkarak ülkemizin en büyük 33 şehri arasına girmiştir.
Kaynak : Mehmet Yılmaz Nizip Tarihi Kitabı
Kaynak : Geçmişten Günümüze Nizip
Kaynak: Yeşil Nizip
Kaynak: Kurtuluş forumu için tıkla
Kaynak: www.Nizip.com
Derleyen: Mehmet AKPEK
Yorumlayan: zeugma27 tarih 08.07.2004
Ilçemizde böyle degerli sahsiyetleri saygiyla ve rahmetle aniyorum. Daha nice emegi geçmis büyüklerimizin isimlerini mücadelelerini ve sahsiyetlerini burada tanitirsaniz size minnettar kalacagim.
--------------------------------------------------------------------------------
Yorumlayan: ateshan tarih 06.08.2004
ilcemiz icin kanlarini döken böyle büyük insanlarin;Nizip´in herhangi bir yerinde,anitlari,sokak veya caddelerde isimleri varmi?
--------------------------------------------------------------------------------
Yorumlayan: talha273 tarih 17.11.2004
Nizip için çalisma yapan basta admin olmak üzere tüm arkadaslara tesekkürlerimi bir borç bilirim..
--------------------------------------------------------------------------------
Yorumlayan: guruguru tarih 03.10.2005
bu vatan için mücadele eden bütün sehit ve gazilerimize Allah'tan rahmet diliyorum
--------------------------------------------------------------------------------
Yorumlayan: ahmetaksoy tarih 04.10.2005
bizim Nizip tarihi gibi,san ve serefle bilecegimiz.bu konuyu dile getiren ve kaleme alan sizleri kutlarim..saygilar. ....ahmet aksoy .....yeni olusum gazetesi sahibi
--------------------------------------------------------------------------------
Yorumlayan: Gökhan Dokuyucu tarih 06.01.2006
savasta bulunmus kisilerin isimleri ve nerelerde gerçeklestigi hakkinda bilginiz varsa paylasmainizi merakla bekliyorum.
--------------------------------------------------------------------------------
Yorumlayan: suleymanyilmaz27 tarih 16.01.2006
GERÇEKTEN INSANIN KENDI TARIHINI BILMESI,ÖĞRENMESI KADAR GÜZEL BIR ŞEY OLMASA GEREK.. YAZINIZDAN DOLAYI ÇOK TEŞEKKÜR EDERIM.
--------------------------------------------------------------------------------
Yorumlayan: stones tarih 02.02.2006
Nizip'le ilgili tarih arastirma yazisi güzel.Nizip'in Kurtulus savasinda "Habes Efendi" yi rahmetle aniyoruz.1991 yilinda Yolava'da 95-96 yaslarinda ölmüs ise Allah Rahmet eylesin Istanbul'lu beyefendi bir dede ile vapurda kisa tanismada Nizip'li oldugumu ögrenince savas yillarini ve Habes efendiyi överek ve heycanlanarak anlatti,duygulanmamak elde degil.Kisaca Nizip ve Nizip'in tarihine sahip çikarak, çikanlarada cani gönülden desteklemek gerek.Saygilarimla
--------------------------------------------------------------------------------
Yorumlayan: ibram27 tarih 23.02.2006
ta....hz. Adem as.den beri nizibin var oldugunu biliyormuydunuz? bunu ben eski hocalardan duymustüm eski kitaplar böyle yaziyormus . ha bu arada carsi caminin yapim esnasinda Nizipli bir hayirsever baslatmis daha sonra ekonimik sartlari yetrli olmayinca insaat bir kac sene durdurulmustur. daha sonra birecikli bir hayir sever insaati tamamlamistir.bilginize......
--------------------------------------------------------------------------------
Yorumlayan: sakalli0727 tarih 07.07.2006
allahtan gani gani rahmet diliyorum vatan için savasıp kan dökenlere toprakları vatan yapan üstündeki kandır vatan için ölecek varsa vatan vatandır
--------------------------------------------------------------------------------
Yorumlayan: kkasim tarih 19.08.2006
stones’in duygularına katılmamak elde değil yanlız zannedersem bir yanlışlık var izninizle düzeltmek isterim;
Habeş (BÖLER) efendi 1957 yılında ANKARA’da vefat etmiştir ve mezarıda Cebeci asri mezarlığındadır. Saygılarımla;
Kasım BÖLER
--------------------------------------------------------------------------------
Yorumlayan: Nizipli_srsr tarih 20.09.2006
abıcım ben ıspartadan yenı uye oldum bır nızıpli olarak sizi tebrık edıyorum internet sayfalırında bıle nızıp hakkında bu kadar çok bilgi yok çok tskler abı keske her nızıplı sızın gıbı olsa saygılarımla
--------------------------------------------------------------------------------
Yorumlayan: musaeken tarih 21.10.2006
ÜSTADIM BAYRAM DÖNÜŞÜ ALIP OKUMAM GEREK KİTABI.UMARIM ELİNDE OLUR.GÜNDEME GETİRMEN GÜZEL OLDU.SAĞOL
--------------------------------------------------------------------------------
Yorumlayan: ALİ ŞENLİK tarih 18.03.2007
Yorumlayan: aşenlik tarih 18.03.2007
Çanakkale deniz savaşının yıl dönümü nedeniyle, bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Ruhları şad olsun.
NİZİP tarihi ile ilgilenen herkese saygılarımı sunar, ayrıca değerli yazarımız Mehmet YILMAZ bey’e de şükranlarımı arz ederm.
Nizip tarihi açısından önemlidir. Turlu köyünden kuzeye Özyurt (Delbir)Köyü, oradan kızılin (Zag) Köyü. Arkeolog ve Tarihçilere kaynak teşkil edecek bir köydür. Tarihi çok eskiye dayanan, dik ve yüksek kızıl kayaların oyularak yerleşim yeri olarak kullanılması, kaya mezarları, sarnıçlar, insan ve hayvan barınakları, gözetleme için mazgal delikleri v.s. Köyün halen kullanmakta olduğu içme suyunun 2 km uzaktan yer altından, en az 5 metre derinliğinde tabanı kayadan oyulmuş, tavanı ise taştan örülmüş 1,5 metre yüksekliğindeki kuyuların içinden akıp gelmektedir. İçme suyunun köye 500 metre uzaklıkta olması, evlere taşınması hayli eziyetli olmaktadır. Nizip tarihi açısından bu köy isimleri hep dikkatimi çekmiştir. ZERDEGOM - ZAG - ZERGİL - ZEUGMA
Saygılarımla.
GÖNDERENDEN ALLAH (C.C.) RAZI OLSUN (CÜMLEMİZDEN)
Bu Kadar Tarihi Olan Yerdeyiz Peki Neden Geliştirilmiyor Nizip Geliştirilse Daha Iyi Olur Olsun Bölede Güzel Bir Yer Hayatimda Terk Edecegim En Son Yer
İşime çok yaradı,iyiki nizip com var,teşekkürleeeeer...
NİZİPNÜFUSU: 83,000 (2007)Kesin olmayan yaklaşık sonuçYÜZÖLÇÜMÜ: 1.031 Km2Gaziantep'e Uzaklığı: 45 KmNİZİP Tarihi ve Coğrafi Yapısı
Nizip ilçesinin tarihi M.Ö. 2000 yılına kadar inmektedir. 1517 yılında Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı İmparatorluğu’na katılmıştır. İlçe, Fırat nehrinin meydana getirdiği Orta Mezapotamya havzasında olup, Gaziantep-Nusaybin demiryolu ve E-20 karayolu ilçeden geçmektedir.
İdari, Sosyal, Eğitim ve Kültür Durumu
İlçenin merkezi ile birlikte 5 belediyesi ve 79 köyü bulunmaktadır. Yerleşim genel olarak topludur. İlçe merkezinde planlı bir şehirleşme vardır.
İlçede bir devlet hastahanesi, 10 sağlık ocağı, 19 sağlık evi, SSK sağlık istasyonu, ana çocuk sağlık ocağı, aile planlama merkezi, verem savaş dispanseri bulunmaktadır.
Merkezde; Lise, Anodolu lisesi, Ticaret lisesi. İmamhatip lisesi. Yatılı ilköğretim Bölge Okulu olmak üzere kasaba ve köylerdeki toplam 121 ilk ve orta dereceli okulla eğitim öğretim hizmeti verilmektedir. Halk Eğitim Merkezi bünyesinde biçki-dikiş, makina nakışı, halıcılık ve konfeksiyon kursları açılmaktadır.
Ekonomik Durum
İlçe özellikle tarırn ve tarıma dayalı sanayi ve ticaret bölgesidir. Aniepfıstığı, zeytin, mercimek, buğday, arpa ve bağcılık faaliyetleri üzerine kurulu çeşitli sanayi kuruluşları ilçeyi ekonomik yönden canlı tutmaktadır.
Gezilip Görülebilecek Yerler ve Tarihi Eserler
İlçenin 10 km. kuzey doğusunda Belkıs (Zeugma) şehri kalıntıları bulunmaktadır. İlçede Karpuzatan mesire yeri, Taşbağ dağı gezilip görülebilecek yerlerdendir.
gerçekten bizler için çok ii bir şey ödevlerimizde anlatmamızda güzel bir öneme sahip nizip
yeniden derledim, hatalı yerler varsa bildirin lütfen
Karkamış’ın Tarihçesi
Karkamış’ın iki yüzü vardır. Birincisi tarihin derinliklerinde yer almış, uygarlıklara, savaşlara ve saldırılara sahne olmuş, belgeleri ve izleri ile tarihe ışık tutmuş eski Karkamış. Diğeri onun devamı olan ve eskinin mirasına sahip şimdiki yani günümüzdeki Karkamış.
Karkamış’ta Yapılan Kazılar Ve Antik Kentin Ortaya Çıkarılması
Kadeş savaşının ve tarihin ilk yazılı anlaşması olan Kadeş anlaşmasının yapıldığı yer olan Karkamış eski kenti ilk kez 1876 yılında İngiliz Hogatrh tarafından keşfedilmiş, yine bu şahıs tarafından o yıllarda yüzeysel bir araştırma yapılarak çeşitli eserler bulunmuştur.1912-1915 yılları arasında Sir Leonart Vooley başkanlığında Bannet,Lewrenve,Guy’dan oluşan kazı heyeti burada bir dizi kazı yapmış, 1915’ten sonra kazılara ara verilmiş ancak bu yıllardan önce Almanlar sonraları Birinci Dünya Savaşını takip eden yıllarda işgal gücü olarak bölgeye gelen İngilizler yaptıkları korsan kazılarla kentin birçok değerli eserlerini,kıymetli tarihi vesikaları almış ülkelerine götürmüşlerdir.Böylece Anadolunun diğer yerlerinde olduğu gibi burada da bir tarih yağmacılığı yapılmıştır.Daha sonra 1923 yılında tekrar kazı çalışmalarına başlanarak Karkamış’ın 1.Bin yılı Karkamış krallığı ortaya çıkarılır.kazı sonuçları ve arkeolojik buluntular üç cilt halinde İngilizce olarak “Garkamısh 123” olarak yayımlanmıştır.
Sümerce
Sümercenin Hint-Avrupa ve Sami kökenli dillerle akraba olmadığı bilinmektedir. Dilin bazı özellikleri Ural-Altay grubu dilleriyle benzerlik gösterse de dil bu gruba dahil edilemez. Her ne kadar Sümer halkı iktidarı daha sonraları başka halklara bıraksa da, her zaman en yaygın konuşulan dillerden olmuştur. Özellikle dini kayıtlarda büyük bir öneme sahip olmuştur.
SÜMERCE ......... TÜRKÇE
- ad (adda) ........ ata
- ilu .................. ulumak
- izi .................. isi
- e ................... ev
- kiya ............... kıyı
- egi ................. ece (prenses)
- es .................. esmek
- ku .................. koymak
- ku (gümüş) ........... kuyumcu (gümüşle uğraşan)
- gisku ..................... şişko
- dim (dik duran) .... dimdik
- de ......................... demek
- duru ..................... durmak
- kusu ..................... koşmak
- güles (gülen adam) ...... güleş, gülenç
- ara (ir; yürümek) ........ aralaşmak, irilmek
- bur (delik) .......... burgu (delik açan alet)
- bal ................... balta
- bar ................... parlamak
- udun (firşn) ......... otun (ayrıca firında yakılan, odun)
- us (akşl) .............. us
- ib ........................ ip
- alim (kuvvetli,yüksek) ......... alimli
- tukul (dost) .......................tohul
- tam (şafak vakti) ................ tan
- ulu (muhteşem, yüce) ......... ulu-ulug
- Bugin (göl)......................... Buget (biriktirilmiş su, Anadolu)
- A-na? .............................. Ne? (Anadolu'da hayret ifadesi:Aney!)
- Bur ....................... Bardak
- Buy, bun ............... Boyun
- Bu ....................... Bulak (çesme)
- Bab ...................... Baba
- Azag (mukaddes).......... İzgi, edgü (Eski Türkçe)
- Gig (zayıif) .................. İg, yig (hasta, Eski Türkçe)
- Ud ( gün, zaman).......... İd, öd (zaman, Eski Türkçe)
- Zak (taraf) .................. Yak (yakin)
- Gup, kup (gitmek).......... Kopmak (kosup gitmek, Anadolu)
- Gim? Kim? .................... Kim?
- Ama (ana) ................... Aba (Anadolu’da)
- Gis (odun) ................... Yis (Orhun Türkçesi)
- Gar (ışık) ..................... Yaruk (Eski Türkçe)
- gen (kadın hizmetçi) ........ Kün (cariye, Orhun’dan)
- Tag .............................. Değ(mek)
- Ug, uku (halk) ................ Ugus (kavim)
- Vur, vir (şarkı söylemek) ....... Yırlamak, ırlamak
- Ur(u), ir (erkek) .............. Er, ir (Uygurca: uri)
- Gir (ateş) ............ Kor
- Udun (ateş) ........ Od, ot, odun (ateşte yanan)
- Dingir ................. Tengri (Eski Türkçe: Tanrı; Kumanca: dingir)
- Dagal (geniş olmak) ........... Dağılmak
Sümer Uygarlığı (Sümerler)
Jeologlara göre dünyamızda hayat, sularda 20 milyon yıl önce başlamış, antropologlara göre de ilk insan 250.000 yıl önce canlılar arasındaki yerini almıştır. Arkeologlara göre ilk resim, heykel ve oymalar 30.000 yıl öncelerine kadar uzanır. Din kitaplarındaki kıssaların yanı sıra, tarihçilere göre de ilk şehirleşme zamanımızdan 11.000 yıl kadar öncedir. Mezopotamya'da (Güneydoğu Anadolu'nun uzantısı) MÖ 9000 ve Konya-Çatalhöyük'te MÖ 8000 yıllarındadır.
MÖ 5000 yıllarından itibaren Mezopotamya’yı meydana getiren Dicle ve Fırat nehirleri çevresinde (sonradan Ural Altayık olarak adlandırılan) Sümerler, Elamlar, Hurriler, (Sami) Akad, Asur, Babil, Mısır ve (yine sonradan bazılarınca Hint-Avrupai olarak adlandırılan) Hititler yaşamışlar ve birbirleriyle sürekli sürtüşmüşlerdir.
İlk yazıyı MÖ 3300 yıllarında Sümerler bulmuştur. Çivi Yazısı diye adlandırılan bu yazının kökeni resim-yazı idi. Batıda Mısır’ı etkilemiş, ancak Mısır Hiyeroglif yazısı sonra kendi sistemi içinde gelişmiştir. Doğuda ise İran yoluyla Hindistan'a ulaşmıştır. İndus Yazısı hep o aşamada kalmıştır. Daha doğuda Çinliler ise çivi yazısından bir ölçüde etkilenmişler, ama sonra kendi sistemlerini kurmuşlardır.
Sümerler yazıyı bulan millet olmakla yetinmemişler, Gılgamış Destanı ile ilk şiir ve edebi yazı örneklerini de vermişlerdir. Sümerler Mezopotamya’nın güneyinde siteler, kanallar kurmuşlardır. Ulaştıkları medeniyet seviyesi ile hukuk, dil ve mimaride MÖ 2000'lerde bölgeye gelen Samileri de etkilemişlerdir. Daha sonraları yöreye inen Hititler de Sümerlerden dolaylı olarak etkilenmişlerdir.
Bütün bu bilgiler gösteriyor ki, "Ari Kürdistan" diye adlandırılmak istenen bölgede, o tarihlerdeki arî diye bilinen tek halk, belki Hititlerdir. Diğerleri ya Sami'dir, ya da Turanî’dir.
Bunun ispati da, kil tabletlerdeki yazıların hangi dile yakin olduğu konusunda yapılan çalışmalardır. Pek çok yabancı yazarın o dönemde bölgede Ari bir dil tespit edememesi bir yana; yaptıkları çalışmalar Sümer ve Elam dillerinin bugünkü Türkçeye hayret uyandıracak kadar benzediğini göstermiştir. Prof. Hamit Zübeyir Koşay'ın bu konudaki katkıları da büyüktür. Kazım Mirşan ise ilk yazının duvar resimlerinde başladığını, ve bunların Türk sembolleri olduğunu belirtir.
Sümerler, MÖ 3500- MÖ 2000 yılları arasında Mezopotomyada yaşamış halktır.
Mezopotamya'da ortaya çıkan sayısız medeniyetin temelini Sümerler atmıştır. Ayrıca yazı ve astronomi de ilk kez Mezopotamya'da Sümerlerde ortaya çıkmıştır. Genel kanı Sümerlerin çağdaşı olan halklarla yakın etkileşimi sonucu benzerliklerin olduğu yönündedir. Birkaç kaynakta belirtildiği gibi Türk oldukları sanılmaktadır. Belirli bir halk ile bilimsel bir akrabalık henüz kanıtlanamamıştır.
Birbirinden bağımsız site denilen şehir devletleri halinde yaşamışlardır.
En önemli şehirleri; Ur, Uruk, Kiş Lagaş ve Nippur'dur. Bu şehir devletleri Ensi veya Patesi denilen rahip-krallar tarafından yönetilmiştir. Bütün Mezopotamya ülkesine hakim olan krala ise "Lugal-kalma" denir. Krallar başkomutan, başyargıç ve başrahip yetkilerine sahiptirler.
Kökenleri
Mezopotamya'nın yerli halklarından değildi, sümerologların okuduğu tabletlere göre halkın bir bölümünün Orta Asya'dan diğer bir bölümünün ise Doğu'dan Dilmun denilen bir ülkeden geldiği söyleniyor. Yine de kökenleri tam bilinmemektedir. Bilinen bir gerçek Sami kökenli olmadıklarıdır. Nitekim Sümerce Hint-Avrupa ve Sami kökenli dillerle akraba değildir, gerçi bazı özellikleri Ural-Altay dillerini hatırlatsa da herhangi bir akrabalık veya köken kanıtlanamamıştır. Rus arkeolosijinin atası arkeolog Nikolsky şunları söyler:
"Sümerlerin ana vatanı Aşkabad kentinin yakınındadır. Bu ülkenin kurganlarından arkeologlar taş, gümüş ve kilden yapılmış eşyaları bulmuşlardır ki bunlar, Mezopotamya'nın güneyindeki Sümer kurganlarındakilere çok benzerler. Bütün bunlar şu düşünceye getirir ki, Sümerler büyük bir ihtimalle bu günkü Türkmenistan'dan Mezopotamya'ya varmışlardır. Bu iki uygarlığın son analizi onların arasındaki birçok ortaklıkları göstermektedir. Sümerlerin baş Tanrıları olan En-Lil'in yerleştiği yer Mezopotamya'nın güneyindeki düzlükte değil, dağlarda olmuştur. Belki de Köpet Dağı'nın etekleri onların ana vatanı olmuştur."
Şu an Sümerce kendi başına ayrı bir dil olarak kabul edilmektedir. Sümerce ve Sümerler ile bazı topluluk, kültür ve dillerin yakınlığı genellikle tarih boyunca sürmüş olan etkileşimlerle açıklanmaktadır.
Tarihleri
Mezopotamya'da yaşayan birçok farklı kavimden ilk öne çıkan ve daha sonraki medeni oluşumların temelini atan Sümerlerdir. Gerek yazı, dil, tıp, astronomi, matematik gerekse din, fal, büyü ve mitoloji gibi alanlarda ilk öne çıkan ve bilinen toplum Sümerlerdir. "Yaratılış" ve "Tufan"a ilk kez Sümerlerde rastlanır. Sümer döneminde 21'i büyük olan yaklaşık 35 büyük şehir ve kasaba vardı. Bunlara örnek vermek gerekirse Kiş, Nippur, Zabalam, Umma, Lagaş, Eridu, Uruk ve Ur zikredilebilir.
Bu dönemde her kent genellikle surlarla çevriliydi. Her kentte en az bir tapınak bulunurdu. Sümerlerde tarihin belki de ilk kral listeleri ile karşılaşılır. Fakat bu listeler genellikle tarihsel gerçeklerin ötesinde mitolojik unsurlara da sahiptirler. Örneğin kral listesine göre Tufan'dan önce Sümerlerin yaşadığı bölgede efsanevi sekiz yönetici (ve dolayısıyla kent) mevcuttu. Kral listesine göre Tufan'dan sonraki ilk Sümer hanedanları Kiş, Uruk ve Ur'dur. Ünlü Gılgamış destanının kahramanı Gılgamış kral listesine göre Uruk Hanedanı'nın krallarındandır.
Lagaş'ta iktidara gelen Ur-Nanşe yaptırdığı inşaatlarla öne çıkmıştır. Urukagina da ilk yazılı reformları sayesinde tanınmıştır. Erken dönemlerde Sümerlerin ana tanrısı An'dır, fakat daha sonraki dönemlerde bu tanrı yerine Enlil Sümerlerin baş tanrısı konumuna yükselir. Enlil'in Nippur'da Ekur adında bir tapınağı vardır. Bu nedenle Nippur Sümerlerin dini başkenti sayılırdı ve burada tapınak yaptırmak veya bu tip inşaatlarda çalışmak, hizmetli olmak önemli sayılırdı.
MÖ 2400-2350 yıllarında Sümerler düşüşe geçerken, Akkadlar yükselişe geçmiştir. Sümerler, doğudan gelen Elamlılar tarafından MÖ 2000 yılında yıkılmıştır.
İlk defa Akadlar tarafından içten çökertildi ve bundan sonra bir daha eski haline gelemedi; MÖ 2000'li yıllardan sonra uygarlıkları bağımsız kimlikleriyle yaşayamadı. Ardından gelen Akad ve Babil uygarlıkları çoğunlukla Sümerlerin izlerini taşıdılar. Kendilerine özgü dilleri ve çivi yazıları uzun süre yaşadı. Sümer inanışları ve mitolojisi de Fenike - Yunan bağlantısıyla günümüze dek ulaştı. Sümerler zamanında Nizipbin yerleşim olarak tariçesi varmı bilmiyorum ancak o coğrafyada bir yerimiz olduğu kesin
Selamlar
Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.