Genç Muhabbet

GÖNÜL BAHÇESİ

Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#250
GÖNÜL BAHÇESİ Büyük bir çogunlugumuz yasamimizda Bir veya daha fazla Sevmis veya sevilmisizdir. Ben de yasamim boyunca birçoklari gibi, Gerçekten karsiliksiz, beklentisiz bir biçimde Bir çok kisitarafindan sevildim ve sevdim. Seven ve sevilen her insanin benligini kaplayan, Yüregini coskuyladolduran, Sevdigi ile birlikteligin verdigi hazzi yasayan biri olarak GÖNÜL BAHÇEMDE Sevgiliye olan duygularimin yansimalari ile Sevgi konusunda sizler içinseçtigim birçogu yasanmis Gerçek hayata ait hikayeler bulacaksiniz. Bunlardan bazlarini yasadiginiz duygularla bütünlestirecek Ve belki de kendi yasaminizdan esintiler bulacaksiniz. Ve sözlerimi ÖMER HAYYAM'inSEVGIYLE YOGRULMAMISSA YÜREGIN, TEKKEDE, MANASTIRDA EREMEZSIN... BIR KEZ GERÇEKTEN SEVDIN MI DÜNYADA, CENNETIN DE CEHENNEMIN DE ÜSTÜNDESIN... Dizeleri ile bitirerek sizleri GÖNÜL BAHÇEMiNİZİN Sayfalarında duygularinizla başbaşa bırakıyorum. Paylaşacağınız mesaj; BELKİ BİR DOST SELAMDIR BELKİ HOŞ BİR ŞİİR YADA ALINTI Gönlünü aç Bu Gönül Dostlarına...
ayferulu Üye
Üyelik: 2005-09-16 Herkese açık mesaj: 34
#282
Çok sayida güzel hikayelere rastlamaktayim.Bazen okudugumda duygulaniyorum.Bu güzel hikayeleri bu sayfaya indirmeyi düsüniyorum.Güzel hikayeleri olan varsa bu sayfaya ilave ederlerse daha da mutlu olurum. Edited by - gokhandokuyucu on 21 Sub 2006 22:01:57
suat sabuncu Üye
Üyelik: 2001-05-08 Herkese açık mesaj: 216
#301
1- HAZIRANDA SONRA EKILEN DARIDAN HERIFTEN SONRA YATA?A GIREN KARIDAN 40 INDAN SONRA GELEN EVLAT VE DEVLETTEN AKSAM EZANINDAN SONRA HAYRA VERILEN YEMEKTEN BAYRAMDA ITE VERILEN ETTEN SANA HAYIR OLAMAZ MEZOPOTAMYA BÖLGESI SÖZÜ 1977 HACI TEVFIK YAKAR(RAHMETLIYE ITHAF OLUNUR) SEVGILI HEMSERILERIM BEN BURAYA ONDAN BUNDAN-ORDAN BURDAN -NENEMDEN DEDEMDEN-GÜZEL SÖZLER KIMDEN NERDEN HANGI TARIHTE DUYDUYSAM O YER VE ZAMANI ALINTI YAZIP DOSYALIYORUM GÜZEL SEYLER OLUSTU SIZDE BURAYA GÜZEL SÖZLER YAZARSANIZ BURADA GÜZEL BIR SAYFA OLUR LÜTFEN YAZILARA SERI TAKIP EDEN NUMARA VERINIZ SIZDE DUYDU?UNUZ BILDI?INIZ KITAPTAN-TV DEN ASIL OLAN YÖREDEN YÖRESEL SÖZLERIMIZ OLSUN SEVGILERIMLE SUAT SABUNCU Edited by - suatsabuncu on 16 Kas 2005 15:28:48 Edited by - suatsabuncu on 23 Kas 2005 07:04:19 Edited by - suatsabuncu on 23 Kas 2005 07:23:11
geda Üye
Üyelik: 2005-10-15 Herkese açık mesaj: 35
#306
SERVETLE ÖVÜNMEK Harun Reşit ile Şakik-i Belhî Hazretleri sohbet ediyordu. Bir ara Hazret: - Ey Halife! Farz et ki büyük bir çölde kaybolmuşsun. Susuzluktan ölmek üzeresin. O anda birisi gelip elindeki su dolu kırbayı sana satmak istese kaç para verirsin? diye sordu. Halife gülerek: - Ne kadar isterse veririm, dedi. - Peki, o suya karşılık servetinin yarısını istese verir misin? - Veririm. Hazreti Şakik, "Doğru söyledin" dedi ve devam etti: - Ey Halife! Diyelim ki servetinin yarısı ile o suyu alıp içtin ve bir müddet daha yaşama imkanı buldun. Fakat az sonra içtiğin suyu çıkarman gerekir. Ama buna muvaffak olamasan, bütün uğraşmalarına rağmen idrarını yapamasan ve adeta ölecek hale gelsen, o anda yine birisi karşına çıkıp: "Seni tedavi edebilirim, ancak servetinin öbür yarısını isterim" dese, ne dersin? Halife hiç düşünmeden: - Elbette razı olurum, dedi. Bunun üzerine Şakik-i Belhî: - Öyleyse Ey Emirü'l Mü'minin! Önce içtiğin, sonra da idrar yolu ile dışarı attığın bir yudum su kıymetinde bile olmayan servetine sakın güvenme! Hiç kimseye karşı mal, mülk ve servetinle övünme, buyurdu. * * *. Evet, insan gelirken beraberinde olmayan, giderken de beraber götüremediği servetine güvenmemeli, yıkılabilir dünyada kazandığı gibi her an kaybedebileceğini de unutmamalı, servetin kendisini değiştirmesine fırsat vermemelidir. Bir deprem, nice mamureleri bir anda virane haline getirebilir. .
geda Üye
Üyelik: 2005-10-15 Herkese açık mesaj: 35
#307
YAVUZ SELİM "Yavuz, Mısır'a girdiği zaman halk Yavuz'un ihtişamını seyretmek için pencerelere koştu ve caddeleri doldurdu. Yavuz ise, en önde değil, mütavazi askerlerinin ortasında yürüyordu. Kavuğu ve elbisesinin de etrafındakilerden bir farkı yoktu. Mısır dönüşü Şam'da Cuma hutbesinde kendisinden bahsedilirken "Mekke'nin ve Medine'nin hakimi" (hakimü'l-harameyni) denince; "Yok yok, belki hizmetçisi" (hadimü'l-harameyni) diye ağlayan kanlı gözlerle cevap verdi. İstanbul'a dönüşte gündüz Üsküdar'a vasıl oldular. İstanbul halkının, kendisinE büyük tezahürat yapacağını haber aldığında arkadaşı Hasan Can'a: "Hava kararsın, herkes evine dönsün, sokaklar boşalsın, ben ondan sonra İstanbul'a gireyim. Fanilerin alkışları, zafer takları ve iltifatları bizi mağlup edip yere sermesin!..." dedi.. Yavuz'un lalası olan Hasan Can, Yavuz'un vefatını şu şekilde anlatır: "Sırtında şîrpençe adı verilen bir çıban çıkmıştı. Çıban kısa zamanda büyüdü, bir delik haline geldi. Yaranın içinden Yavuz'un ciğerini görüyorduk. Kendisi çok muzdaripti. Yanına yaklaştım: "Padişahım artık Allah Teala ile beraber olmak zamanınız herhalde geldi!" dedim. Koca sultan döndü, yüzüme hayretle baktı: "Hasan!... Sen beni bu ana kadar kiminle zannediyordun?.. Bana bir Yasin oku!" dedi. Ve Yasin'in arasında ruhunu Rabbine teslim etti.. Dokuz senelik saltanatı boyunca kazandığı muazzam zaferler, dünyaya ait üniformalar, fanilerin iltifatları kendisini sekre sürükleyip mağlub edemedi. Daima Rabbi ile beraber olabilmek, yanlız ona kullak edebilmek ve yanlız ondan yardım istemek şuuru ile yaşadı..
cengizkrbck Üye
Üyelik: 2005-11-22 Herkese açık mesaj: 583
#329
Bir Cuma günü Kuran okurken S.A. uykuya dalar ve rüyasinda Peygamber Efendimiz onun karşisindadir ve ona şunlari söyler: Bir hafta Içinde 7000 insanin öleceğini, ama hiç birinin de gerçek bir Müslüman olmayacağini, Son zamanlarda pek çok kimsenin Allahin istediği düzgün ve dürüst işler yapmadiğini, bu zamanlarin kötü zamanlar olduğunu, Bu zamanda evli kadin ve erkeklerin eşlerine sadik kalmadiklarini, genç kizlarin erkekler gibi her yere girip-çikip gezer olduklarini, edepli giyinmediklerini, Tüm gençlerin velilerine ve diğer insanlara saygi göstermediklerini, Zenginlerin fakirlerle ilgilenmediklerini, artik sadaka ve zekât vermez olduklarini, Insanlarin namaz kilmadiklarini ve oruç tutmadiklarini, oysa Mahşer Gününün yaklaştiğini, Kisa bir zaman sonra gökte sadece bir yildiz kalacağini ve dua kapilarinin kapanacağini, Kurandaki yazilarin silinerek okunamaz olacağini, Güneşin Dünyaya çok yaklaşarak tersten doğup batacağini. Peygamber efendimiz ayrica şunlari da ekler: "Her kim bunu okurken yaninda başkalari varsa onlarin da duyacaği şekilde açiktan okusun. Bunu yapan kişiye Cennet de bir yer ayrilir ve her kim bu mesaja inanmayacak olursa, ona da Cehennemden bir yer ayrilir. Bir dilek sahibi bu mesaji kopyalayip başka insanlara dağittiğinda dileği yerine gelir." Rüyayi anlatan S.A. bunlarin doğru olduğuna inandirmak için şu yemini etmiş: "Bunlar doğru değilse, gerçek bir Müslüman gibi ölmeyeyim!" Peygamber Efendimiz yukaridaki durum tespitinden sonra aşağidaki tavsiyelerde bulunur: Günde beş defa namaz kilin, Oruç tutun, Hirsizlik yapmayin, Fakirlere yardim edin. Her kim bu mesaji 25 kişiye dağitacak olursa, 3 gün içerisinde mükâfatlandirilacaktir. Biri bunu yapmiş ve çaliştiği firmadan zam almiş. Biri inanmamiş, sevdiği zarar görmüş, bir başkasi yarin yaparim demiş, fakat yapamayacak duruma düşmüş. Lütfen bunun yalan olduğunu sanmayin! Bu mesajiokuyup geçmeyin vearkadaşlara yollayin!
Huzi Üye
Üyelik: 2005-12-22 Herkese açık mesaj: 1.968
#350
Çok soguk bir kis günü padisah, tebdili kiyafet gezmeye karar vermis.Yanina bas vezirini alip yola çikmis. Bir dere kenarinda çalisan yasli bir adam görmüsler.. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabakliyormus. Padisah, ihtiyari selamlamis. . " Selamünaleyküm ey pir'i fani...". " Aleykümselam ey serdar'i cihan.... "Padisah sormus." Altilarda ne yaptin ?". " Altiya alti katmayinca, otuz ikiye yetmiyor...". Padisah gene sormus. " Geceleri kalkmadin mi ?". " Kalktik...Lakin, ellere yaradi.... "Padisah gülmüs. " Bir kaz göndersem yolar misin ?". " Hem de ciyaklatmadan... " Padisahla bas vezir adamin yanindan ayrilip yola koyulmuslar. Padisah bas vezire dönmüs. " Ne konustugumuzu anladin mi ?". " Hayir padisahim.... " Padisah sinirlenmis. "Bu aksama kadar ne konustugumuzu anlamazsan kelleni alirim.". Korkuya kapilan bas vezir, padisahi saraya biraktiktan sonra telasla dere kenarina dönmüs. Bakmis adam hala orada çalisiyor... " Ne konustunuz siz padisahla.... " Adam, bas veziri söyle bir süzmüs.. " Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altin söyleyeyim... " Bas vezir, yüz altin vermis.. " Sen padisahi, serdar'i cihan, diye selamladin. Nereden anladin padisah oldugunu..". " Ben dericiyim. Onun sirtindaki kürkü padisahtan baskasi giyemezdi... " Vezir kafasini kasimis. " Peki, altilara alti katmayinca, otuz ikiye yetmiyor ne demek.... " Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altin daha almis.. "Padisah, alti aylik yaz döneminde çalismadin mi ki, kis günü çalisiyorsun, diye sordu. Ben de, yalnizca alti ay yaz degil, alti ay da kis çalismazsak, yemek bulamiyoruz dedim. . " Vezir bir soru daha sormus... " Geceleri kalkmadin mi ne demek ?. "Adam bir yüz altin daha almis. " Çocuklarin yok mu diye sordu.. Var, ama hepsi kiz. Evlendiler, baskasina yaradilar, dedim.... "Vezir gene kafasini sallamis." Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek.... " Adam gülmüs." Onu da sen bul..." . :).
Kasım Böler Üye
Üyelik: 2005-06-07 Herkese açık mesaj: 1.365
#417
"postbody" Mevlâna’dan , Dua edenin, 'Rabbim' demesi, Allah'in 'efendim' demesinin ta kendisidir. Birisi her gece kalkip Allah'i aniyor, O'na dua ediyordu.. Seytan ona dedi: - Ey Allah'i cok anan kisi, bütün gece 'Allah' deyip çagirmana karsilik seni buyur eden var mi? Sana bir tek cevap bile gelmiyor, daha ne zamana kadar dua edeceksin?..Adamin gönlü kirildi, basini yere koydu ve uyudu. Rüyasinda ona söyle dendi: - Kendine gel uyan! Niye duayi, zikri biraktin?..Neden usandin?.. Adam: 'Buyur' diye bir cevap gelmiyor ki, kapidan kovulmaktan korkuyorum dedi. Bunun üzerine dendi ki ona: - Senin Allah demen, O'nun buyur demesi sayesindedir.. -Senin yalvarisin, Allah'in senin ruhuna haber uçurmasindandir.. -Senin çabalarin, çareler araman, Allah'in seni kendine yaklastirmasi,ayaklarindaki baglari çözmesindendir.. -Senin korkun, sevgin, ümidin Allah'in lütfunun kemendidir.. -Senin her 'Yarabbi' demenin altinda, Allah'in buyur demesi vardir.. Gafilin, cahilin cani, bu duadan uzaktir.. Çünkü 'Yarabbi' demeye izin yok ona..Agzinda da kilit var, dilinde de..Zarara ugradigi zaman, aglayip, sizlamasin diye Allah ona dert, agri,sizi,gam, keder vermedi.. Bununla anla ki; Allah'a dua etmeni, O'nu çagirmani saglayan dert, dünya saltanatindan daha iyidir..Dertsiz dua soguktur. Dertliyken yapilan dua gönülden kopar.. Mevlana Celaleddin-i Rumi Mesnevi 3:22
ahmetbudak Üye
Üyelik: 2005-09-08 Herkese açık mesaj: 124
#426
Resim kaynağı
Ortalama 100 trilyon hücreye sahibiz. Sahip oldugumuz her hücrede birer tane DNA molekülü vardir. Bunlardan "sadece bir tanesinin" içinde 3 milyar farkli konuda bilgi bulunur. Bu bilgiler toplam 1 milyon sayfalik bir seri kitap olusturabilirler. 1 milyon sayfalik kitap yaklasik 1000 cilttir. Bu 1000 ciltlik eserin sayfalarini yan yana uzatabilsek, uzunlugu Kuzey Kutbu'ndan Ekvator'a kadar uzanabilir. Bu 1000 ciltlik eser 24 saat hiç durmadan okunacak olsa, eserin tamamlanmasi 100 yil sürer. Bu muazzam bilgi, tek bir tirnagimizda, saçimizin tek bir telinde veya kolumuzun üzerindeki herhangi bir tüyde bulunan "tek bir DNA"ya aittir. 1000 ciltlik bir kütüphane, nasil gözle göremedigimiz tek bir tüycügün içinde saklanmis olabilir? Nasil o tüycügü meydana getiren tüm hücrelerde ayri ayri paketlenebilir, nasil bizleri olusturan "tüm diger hücrelerin" içine sigdirilmis olabilir? Tek basimiza tasimamiz mümkün olmayan 1000 kitaba sigacak bilgi, nasil 100 trilyon kere bedenimize yerlestirilmistir? Bunu insan istese, kendi kendine basarabilir mi? Bunu basarabilecek herhangi bir teknoloji var midir? Bu muazzam bilginin tesadüf eseri hücrelerin içine yerlesmis olmasi mümkün müdür? Ne rastgele olaylarin, ne insanin, ne de teknolojinin, bu hayranlik uyandirici eseri meydana getirecek gücü olmadigi açiktir. Bu, bilimsel olarak da delillendirilmis bir gerçektir. Bedenimizde tasidigimiz bu hayranlik uyandici eser, herseyi diledigi gibi yapmaya gücü yeten Allah'a aittir. Alinti Harun YAHYA ALLAH’IN DETAY SANATI
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#440
Seni Seviyorum dediniz ve... seni seviyorum dediniz ve karsi taraftan sizi duymamsicasina bir tepki gelmedi. ne yaparsiniz? cevaplar ankette seçin bakalim birini
Hayrunnisa Üye
Üyelik: 2006-06-16 Herkese açık mesaj: 13
#610
Nuşirevan'ın Adaleti Hazreti Ömer ve Sa'd İbni Vakkas Hazretleri, İran'a at satmaya gitmişlerdi. İran'a vardıkları zaman şehrin girişinde cirit oynayan bir kısım genç görüp seyre daldılar. Bir ara yabancıların kendilerini seyretmekte olduğunun farkına farkına varan gençlerden birisi yanlarına gelip "Bedeviler" gibi sözlerle hakaret ettikten sonra, satmak için getirdikleri ve üzerine bindikleri Arap atlarını ellerinden zorla aldılar.. Hazreti Ömer ve Sa'd ibni Ebi Vakkas Hazretleri ticaret maksadıyla geldikleri şehre meyüs ve mükedder vaziyette girdiler. Yanlarında yiyecek bir şeyleri olmadığı gibi paraları da kalmamıştı. Aç susuz akşam olmasını beklediler. Akşam olunca da bir hana vardılar. Kapıdan girer girmez hancı, misafirlerin yabancı olduğunu ve üzüntülü olduklarını anladı. Neden üzüntülü olduklarını sordu. Hazreti Ömer daha üzüntülü görünüyordu. O hiç konuşmadı. İbni Vakkas Hazretleri ise başından geçenleri hancıya dert yanarak anlattı. Hancı misafirlerini dinledikten sonra: - Siz kederlenmeyin, bizim hükümdarımız son derece âdildir. Ya atlarınızı buldurur, yahut bedelini tazmin eder. Sizin anlattığınıza göre elinizden atları alan hükümdarın kendi oğludur. Ama o mutlaka bu meseleyi halleder, diyerek teselli verdikten sonra: -Her sabah hükümdarımız pazar yerinde halkın önünden geçer ve halk ona dert ve dileklerini bildirirler. O da ne icab ediyorsa hemen yapar. Siz sabahleyin hemen pazar yerine gidin vaziyeti anlatın dedi. Sabah, Hazreti Ömer ve arkadaşı pazar yerine çıkıp hükümdarı beklemeye başladılar. Biraz sonra hükümdar yanında tercümanları olduğu halde geldi. Herkes nesi varsa açık açık söylüyor o da gerekeni hemen orada yapıyor veya yapılmasını emrediyordu. Sıra Hz. Ömer ve İbni Vakkas'a geldi. Onlarda başlarından geçenleri anlattılar., atlarının bulunup geri veilmesini dilediler. Hükümdar bunları dinleyince yüzü çok asıldı ve üzüntülü olduğu her halinden belli idi. Bir kese altın verdi ve atlarının da bulunacağını söyledi. Hükümdar tercüman vasıtası ile konuşuyordu, tercüman ise atı alanların hükümdarın oğlu olduğunu söylememişti. Hazreti Ömer ve Ebû Vakkas Hazretleri yine akşam kaldıkları hana geldiler. Bu sefer yanlarında paraları da vardı, karınları da toktu. Hancının parasını verdiler, o gece de orada kalıp sabahleyin yola çıkmayı düşünüyorlardı. Hancı ne olduğunu sordu. Onlar hükümdarla görüştüklerini ve atları bulacağını söylediler, dedi. Hancı birden öfkelendi ve : -Demek kendi oğlu olduğu zaman iş değişiyor, dedi. Sabah oldu bu sefer hükümdarın karşısına hancı çıkıp: -Hükümdarım, suçu işleyen başkası olur ceza verirler de, sizin oğlunuz olursa cezasız kalır öyle mi? dedi. Nuşirevan bunu duyunca rengi değişti ve çok sinirli olduğu besbelli idi: -At sahipleri yarın şehir terketsinler... Fakat biri şehrin kuzey, biri güney kapısından çıksın dedi. Sabah oldu ve atların değerinden fazla para verdi. Hazreti Ömer ve Ebû Vakkas Hazretleri şehri terkediyorlardı. Bir de ne görsünler, şehrin bir kapısına atı alan genç, diğer kapısına ise hükümdara yanlış bilgi veren tercüman asılmışlar ve ölmüşler bile... Fakat ne yazıktır ki, adaletiyle meşhur bu hükümdara iman nasip olmamış ve Efendimiz (s.a.v.) imansız gittiklerine teessüf ettiği isimler arasında bunu da symıştır. Aradan zaman geçti, Hazreti Ömer Halife-i İslâm , Sa'd ibni Ebi Vakkas ise Mısır valisi oldu. Mısır'i İslamlaştırma ameliyesinde bir de cami yapılacaktı. Bu camiye en müsait yer ise bir yahudinin yeri idi. Mısır valisi yahudinin yerine cami yapımına başladı. Yahudi çaresiz bir şekilde düşünürken müslümanlardan bir zat: -Nedir senin bu halin? diye sordu. O: -Bir evim vardı, başka bir şeyim yoktu. Vali şimdi oraya cami yapıyor. Ben ne yapabilirim? Şimdi açıkta kaldım, dedi. Müslüman ona: -Sen git Medine'ye... Orada Halife Ömer vardır. Derdinei ona anlat. Senin derdine mutlaka çare bulur, dedi. Yahudi daha islamiyetin nasıl bir din olduğunu bilmiyordu. Medine'ye vardı. Halife'yi sordu, bahçede olduğunu söylediler. Gitti Bahçeyi buldu. Baktı ki, oarad bir adam çalışıyorYanına yaklaşıp: -Ben Halife Ömer'le görüşmek istiyorum, dedi. Ona göre hükümdarın tarlada ne işi vardı. Karşısındaki: -Derdini anlat! Ömer benim, dedi. Yahudi derdini anlatıp, bir çare bulunmasını söyleyince Hazreti Ömer, öfkelibir şekilde , bir kemiğin üzerine bir şeyler yazıp adamın eline verdi: -Götür bunu valiye ver, dedi. Yahudi bu yazışmadan pek bir şey anlamamıştı. Bundan bir şey çıkmaz, diyordu kendi kendine... Mısır'a gelip kemiği Sa'd ibni Ebi Vakkas'a verince, vali çok korkmuştu. Hemen evi eskisinden daha güzel bir şekilde tamir etti ve yahudiye verdi. Hemde memnun etmek için bir miktar yardımda bulundu. Hazreti Ömer'in gönderdiği kemiğin üzerinde sadece şu iki kelime yazılı idi: -Ben Nuşirevan'dan daha adilim!.... .
Kasım Böler Üye
Üyelik: 2005-06-07 Herkese açık mesaj: 1.365
#638
"postbody" Sultan Murad Han o gün bir hostur. Telaseli görünür. Sanki bir seyler söylemek ister sonra vazgeçer.Neseli deseniz degil, üzüntülü deseniz hiç degil. Veziriazam Siyavus Pasa sorar: -Hayrola efendim, caninizi sikan bir sey mi var? -Aksam garip bir rüya gördüm. -Hayirdir insallah?.. -Hayir mi ser mi ögrenecegiz. -Nasil yani? -Hazirlan, disari çikiyoruz. Ve iki molla kiliginda çikarlar yola. Görünen o ki, padisah hâlâ gördügü rüyanin tesirindedir ve gidecegi yeri iyi bilir. Seri, kararli adimlarla Beyazit'a çikar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten asagilara sallanir. Unkapani civarinda soluklanir. Etrafina daha bir dikkatle bakinir. Iste tam o sirada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar; -Kimdir bu? Ahali: -Aman hocam hiç bulasma, derler.Ayyasin meyhusun biri iste!.. -Nerden biliyorsunuz? -Müsaade et de bilelim yani. Kirk yillik komsumuz... Bir baskasi lafa girer; -Biliyor musunuz, der. Aslinda iyi sanatkârdir.Azaplar çarsisi'nda çalisir. Nalinin hasini yapar...Ancak kazandiklarini içkiye, fuhusa harcar.Hem Şise Şise sarap tasir evine, hem de nerde namli mimli kadin varsa takar pesine.. Hele yaslinin biri çok öfkelidir. -Isterseniz komsulara sorun, der. Sorun bakalim onu bir cemaatte gören olmus mu?..Hasili, mahalleli döner ardini gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar kalirlar mi ortada!.. Tam vezir de toparlaniyordur ki, padisah keser yolunu : -Nereye? -Bilmem, bu adamdan uzak durmayi yeglersiniz sanirim. -Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem... Ama biz gidemeyiz,söyle veya böyle tebamizdir. Defini tamamlamak gerek. -Iyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden. -Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha. -Peki ne yapmami emir buyurursunuz? -Mollaliga devam... Naasi kaldirmaliyiz en azindan. -Aman efendim, nasil kaldiririz? -Basbayagi kaldiririz iste. -Yapmayin, etmeyin sultanim, bunun yikanmasi, paklanmasi var. Tekfini,telkini... -Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmaliyiz. -Surada bir mahalle mescidi var ama... -Olmaz, vefat eden sen olsaydin nereden kalkmak isterdin? -Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azindan Fatih Camii'nden... -Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkani çoktur. Taninmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Hadi yüklenelim... Ve gelirler camiye. Vezir saga sola kosturur, kefen tabut bulur. Padisah bakir kazanlari vurur ocaga... Usulü erkaninca bir güzel yikarlar ki, naas; ayan beyan güzellesir sanki. Bir nurdur, aydinlanir alninda. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâli bir tebessüm okunur dudaklarinda. Padisahin kani isinmistir bu adama, vezirin de keza... Meçhul nalinciyi kefenler, tabutlar, musalla tasina yatirirlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardir daha...Bir ara vezir sikintili sikintili yaklasir. -Sultanim, der. Yanlis yapiyoruz galiba... -Nasil yani?.. -Heyecana kapildik, sorup sorusturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanimi vardir, belki yetimleri?.. -Dogru, öyle ya, neyse... Sen basini bekle, ben mahalleyi dolanip geleyim.Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padisah garip maceranin basladigi noktaya kosar.Nitekim sorar sorusturur. Nalincinin evini bulur. Kapiyi yasli bir kadin açar.Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefati bekler gibidir. -Hakkini helal et evladim, der. Belli ki çok yorulmussun. Sonra esige çöker, ellerini yumruk yapar, sakaklarina dayar... Aglar mi? Hayir. Ama gözleri kisilir, hatiralara dalar belki. Neden sonra silkinip çikar hayal dünyasindan... -Biliyor musun oglum? Diye dertli dertli söylenir... Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Aksamlara kadar nalin yapar... Ama birinin elinde sarap sisesi görmesin; elindekini avucundakini verir satin alirdi. Sonra getirip dökerdi helaya!.. -Niye? -Ümmeti Muhammed içmesin diye... -Hayret... -Sonra, malum kadinlarin ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamaninizi satin aldim mi? Aldim, derdi. Öyleyse simdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkîbeler anlatirdim onlara... Mizrakli ilmihal. Hücceti islam okurdum... -Bak sen! Millet ne saniyor halbuki... -Milletin ne sandigi umrunda degildi. Hos, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamin arkasinda durmali ki, derdi. Tekbir alirken Kabe'yi görmeli... -Öyle imam kaç tane kaldi simdi? -iste bu yüzden Nisanci'ya, Sofular'a uzanirdi ya... Hatta bir gün; Bakasin efendi, dedim. Sen böyle böyle yapiyorsun ama komsular kötü belleyecek. Inan cenazen kalacak ortada...Dogru, öyle ya? Kimseye zahmetim olmasin deyip, mezarini kendi kazdi bahçeye. Ama ben üsteledim. is mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yikasin, kim kaldirsin? -Peki o ne dedi? -Önce uzun uzun güldü, sonra; -Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padisahin isi ne?
ZAMANAYOLCULUK Üye
Üyelik: 2006-07-06 Herkese açık mesaj: 1
#645
. . "fSubTitle fTitle code" Okumak için çaresiz kalan gençler ne yapmalı sizce biraz ben açıklayayım.okumak okumak bir çaresiz bir genç için ne kadar büyük bir şeydir hayatta bilirmisiniz.Okumak için para kazanmak zorunda oldunuz mu hiç yazın sıcağında çalışıp sırf dersaneye gidebilmek için okumak için çaba gösterdiniz mi çırpındınız mı para kazanmak için kanadınız kuvvet lise hayatı yenersiniz ama tam tersi ise bir köşede işçi veya hamal olarak çalışırsınız.şu diyardada çok fabrikalarda iki kuruşa hamallık yapan sırf okumak için.yani kısacası şunu soyleyiyim liseden mezun olmuş gençler direk olarak zaten hayata hayata yenik başlıyorlar niyemi tabiki öğrencidende kaynaklanıyor.ama öbür yüzüde var nekadar verimli bir eğitim sistemi ve eğiticiler var devlet okullarında hele hele şu yörede. Zaten hep aklıma takılmıştır aynı üniv den mezun olmuş öğretmenler devlet okullarında öğrenciye bir şey aktaranmzken. Özel okulllar da veya fenlise lerin de zehir kesiliyorlar aynı eğitimi almışlar işin ilginç yanı da bundu.nekadar çarpık bir eğitim sistemi Birazda maddiyata dayanıyor.bakın bir düzliseye heryıl yüzlerce mezun veriyorlar kaçtanesini hayata kazandırıyorlar öss yi ya bir kişi yada hiç kimse.diğer senelerde tektük işte on onbeş. Eğitime bak hele süper ben Türkan ömer okan lisesinden(bakın isim ne kadar uzun ama icraat yok ismini satın alan şahıslar keşke eğitimini düzeltseler ne güzel olurdu bizde dua ederdik. Bu bir yorum) gelelim aldığımız eğitme Hiç çunku öğretmenlerim son kullanma tarihleri genmiş bilende zaten devlet maşımızı veriyor diyor sallıyor.bir kimya cısınabak fizikcisine bak zaten hiçbirşey öğrenmedik kısacası.hepsinden Allah razı olsun.zaten bir tane yada hiç öğrenci kazandırmadıklarından belli değil mi ne kadar kaliteli oldukları.ben 2005 mezunuyum ama şimdi rezillik içinde sefalet için de okumak için çabalıyorun bu sene işallah bir yer gelir.çünkü geçen sene dersaneye gitmek için yazın sıcağıda öle öle çalıştım para yığdım ama param biraz eksikti safa dersanesine yazılacaktım eksikdiye hayır alamayız fiyat listemiz bu dediler ben şaşırdım şahsen bir hoca dersanesi cemaat dersanesibunu söylüyordu. tamam dedim taksitlere böldük ben ders çalışıp bir işte çalıştım eksik paramı tamam ladım.ben durumu anlattım babamın durumu kötü dedim gidin bakın dedim.dinlemediler para dediler başka na dediler.param eksikdiye yani taksidi geciktirdim diye beni deneme sınavına almadılar işte o çok gücüme gitti.gittim işte çalıştım ve denemeye girdim ve biraz dersleri astım bu mubarek dersane yüzüne neymiş efendim kendilerinin dersane olarak tek amaçları varmış hizmet diğer dersanelerin ki para imiş hadi bee diyeyim.paran olmasın yüzüne bakmazlar.rehberlik süper vaaz dinliyoruz hep.rehberlik bumuş ilk defa karşılaşmıştım böyle dürümla hayret rehberliğin manasını bilmiyorlar her halde.tamam yorum bizde elhamdulillah müslümanıkta her şeyin bir zamanı var diğilmi.. İşte bu senede ne olcağı belli değil ben dersane parasını yığmak için bütün gençler gibi sıcak bu yaz günlerinde çalışmaya devam ediyorum.çaresiz çaresiz işte.ne olacaktı bizde şanslı doğsa idik anamızdan bizde yazın tatile kışın özel okula özel ders alıp dersaneye giderdik.ve her koyun bacağından asılsın beni gerisi etrese etmez mi derdik.bazıları evet ya o harcadıları paranın içinde bizim gibi çaresiz gençlerinde hakkı var.. Kısacası ben büyüklerden(yani büyüklük yüce yaratıcıya mahsusutur) biz gençlere lise mezunlarına hayatın ağzını açıp kedilerini yutmak için bekleyen gençlere sahip çıkmalarını istiyorum..
triox Üye
Üyelik: 2006-07-07 Herkese açık mesaj: 3
#658
SEVMEK LAZIM SEVİPTE HAZ ALMAK BELKİ DE BUNU YAPABİLMEK LAZIM GÜNEŞİN DOĞUŞUNU GÖRMEK ONA BAKMAK LAZIM HASRETLERİ BİRYERLERDE BIRAKIP ONA TUTUNMAK LAZIM BUNUN ADI YAŞAM.... HİÇ ANLADIN MI YALNIZLIĞI YAŞAMAYI KALABALIKLAR İÇİNDE ÇARESİZ VE KİMSESİZ. BEN YAŞADIM YAŞADIM YAŞADIM... BİR KARDELEN ÇİÇEĞİ GİBİ YALNIZ BAŞINA KOCA BİR KIRDA. SON BİR ÇIĞLIK ATMAK GELDİ İÇİMDEN BEYHUDE ZAMANA SEN NE YAPTIN SEN EVET SEN.... BUGÜNÜ YAŞAMAK YETER Mİ SANA MOR DAGLARDA GEZİNMEK, ACIYI VE HASRETİ ARKANA ALIP HAPSETMEK BELKİ DE BUNDANDIR KORKUN AT GERİDE KALAN MAZİNİ YAŞAMI YENİ YENİ KAPILAR ARDINDA ARAMAK LAZIM ... LAZIM.... ASLINDA BANA VE SANA YENİ BİR İSİM LAZIM. TIPKI UMUT GİBİ ;TIPKI UMUDA SARILMIŞ YAŞAM GİBİ BENCE BU YAKIŞIR BİZE ; BİZE VE TÜM İNSANLARA ADIMIZ UMUT OLSUN SOLMAYAN UMUTLARDA DOLANSIN HAYALLERİMİZ BEN BİLKİ ORALARDA OLACAGIM SANA VE UMUT YÜKLÜ İNSANLARA HASRET BİR BİÇİMDE HADİ GEL BEKLEME O KARANLIK YERLERDE !!! SANA DA BİR YER AYIRDIM BU UMUT BAHCESİNDE HADİ GEL BEKLETME BENİ.... NİZPTEN TRİOX SAYGILARIMLA
Gökhan Dokuyucu Üye
Üyelik: 2005-02-19 Herkese açık mesaj: 4.305
#781
Aşk Yemini Bugün olduğu gibi yarın da, yarından sonra da, Ondan sonraki günlerde de gözlerimdeki yerinin değişmeyeceğine...Seni bir ömür seveceğime...Kelebeklerin renklerinin insanı büyülemesi gibi, yarınımda da hep sevginle yaşayacağıma... Her bakışında okuduğun o gözleri her zaman yanımda göreceğine, en yakın dostun, en yakın sırdaşın, en yakın arkadaşın olacağıma... Sıkıntının sıkıntım; üzüntünün üzüntüm olacağına...Her kızgın anını çiçeğe dönüştüreceğime...Her üzgün anında tebessümün geri gelmesi için elimden geleni yapacağıma...Asla ve asla soğuktan ve yanlızlıktan üşümeyeceğine...Yanında olmadığım ve varlığıma ihtiyacın olduğu her anda bir rüzgar olup seni saracağıma...Gözümün gözüne değdiği her an; sana yeniden aşık olup seni bir periye dönüştüreceğime...Yaşam boyu her sabah sana aşık olaraka uyanacağıma...Sen uyurken sana bakıp, Sen ve Ben için dualar edeceğime...Hasta olduğun zaman sana çorba yapacağıma...Seni asla üzmeyeceğime... Seni kızdırırsam. bunu bilmeden yapacağımdan hemen özür dileyeceğime...Beni tanıdığın gün, benden gördüğün neyse, ömrünce aynı beni göreceğine...Sevgimin asla değişmeyeceğine...Sevgimin asla azalmayacağına...Bilakis her gün büyüyen bir sevgiyi dönüp mutluluk ormanlarına seni taşıyacağıma...Senin herşeyin önünde olduğun gerçeğinin asla değişmeyeceğine...Seni asla ihmal etmeyeceğime...Senin sadece 14 Şubat`ta değil, 365 tane Sevgililer Günü`nde 365 tane ismin olacağına...Sana yalan söylemeyeceğime...Başkalarının yanındayken seni asla unutmayacağıma...Elini usul usul, korka korka tuttuğum o ilk gündeki aynı heyecanı hep yaşayacağıma...Bir ömür senin elini bırakmayacağıma...Bir ömür Can`ım olarak kalacağına...Tüm balonları senin için gökyüzüne salacağıma... Tüm çiçeklerde seni göreceğime...Okyanuslarda seni dalga yapacağıma...Yıldızlara kement atacağıma...Gökkuşağına salıncak kurup 7 renge senin rengini karıştıracağıma...Her satırda seni yazacağıma...Seni çizeceğime ve sana sesleneceğime...Hiç bir şeyin, hiçbirzaman senin önüne geçemeyeceğine...Her günün bir öncekinden daha güzel olacağına...Her anın unutulmazlık zincirine bir yenisini ekleyeceğine... Sana her zaman HAYATIM diyeceğime... Seni sonzukluk kadar çok seveceğime... Sen, ''SEN'' olduğun için seni seveceğime... Seni ''Bir ömürden de öte'' seveceğime... Seni Seviyorum diyeceğime... SÖZ VERİRİRİM...
Orhan Çelik Üye
Üyelik: 2006-02-25 Herkese açık mesaj: 3.080
#834
Bir adam vardı bir adam ! İşi sepetçilikti... Deniz kıyısına gider,sepet örerdi... Bir gün yanına küçük yavrusunuda alıp, Gider deniz kıyısına,sepet örmeye... Yavrusu elindeki çakıl taşlarını babasına göstererek; -Babacığım ! -Söyle yavrum... -Bu elimdekiler nedir babacığım ? -Çakıl taşları evladım... -Peki denizin bu yanındakiler nedir babacığım ? -Onlarda çakıl taşı evladım... -Babacığım çakıl taşları bu kadar çokmu? -Çoktur yavrum,çoktur bi tanem.... -Babacığım ! -Söyle yavrum... -Çakıl taşlarından daha çok olan bişey varmı babacığım ? -Var yavrum,var bi tanem ! Babanın günahları var yavrum,babanın günahları... ...... -Babacığım ! -Söyle kuzum,söyle bi tanem ... -Senin günahlarından daha çok olan bişey varmı ? .... -Var yavrum ,var kuzum,var bitanem...! Allah'ın rahmeti var yavruuuuuuuum...Allah'ın rahmeti var.
nurtalebesi Üye
Üyelik: 2006-08-11 Herkese açık mesaj: 2
#840
Birinci Söz Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın Lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır. Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle!. Şöyle ki: Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himeyesine girsin. Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin. Yoksa tek başıyle hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır. İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi. Diğeri mağrur... Mütevazii, bir reisin ismini aldı. Mağrur, almadı... Alanı, her yerde selâmetle gezdi. Bir kâtıü't-tarîka rast gelse, der: "Ben, filân reisin ismiyle gezerim." Şakî defolur, ilişemez. Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki, târif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelîl, hem rezil oldu. İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın. Şu dünya ise, bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın,hâcâtın nihayetsizdir. Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî'si ve Hâkim-i Ezelî'sinin ismini al. Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın. Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz Aczin ve fakrın , seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîm'in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar. Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur. Devlet namına hareket eder. Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz. Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır. Başta demiştik: Bütün mevcudat, Lisan-ı hâl ile Bismillah der. Öyle mi? Evet, nasılki görsen: Bir tek adam geldi. Bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket "etmiyor. Belki o bir askerdir. Devlet namına hareket eder. Bir padişah kuvvetine istinad eder. Öyle de her şey, Cenâb-ı Hakk'ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek herbir ağaç, Bismillah der. Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor. Her bir bostan, Bismillah der. Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki: Çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor. Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der. Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur. Bizlere, Rezzak namına en lâtif, en nazif, âb-ı hayat gibi "bir gıdayı takdim ediyorlar. Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der. Sert olan taş ve toprağı deler geçer. Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur. Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor. Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yi Mûsâ (A.S.) gibi فَقُلْنَااضْرِبْْبِعَصَاكَالْحَجَرَ emrine imtisâl ederek taşları şakk eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer a'zâ-yi İbrahim (A.S.) gibi ateş saçan hararete karşı يَانَارُكُونِىبَرْدًاوَسَلاَمًا âyetini okuyorlar. Mâdem her şey mânen Bismillah der. Allah namına Allah'ın ni'etlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi Bismillah demeliyiz. Allah nâmına vermeliyiz. Allah nâmına almalıyız. Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız... Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiat istiyor? Elcevab: Evet o Mün'im-i Hakiki, bizden o kıymettar ni'metlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç şeydir. Biri: Zikir. Biri: Şükür. Biri: Fikir'dir. Başta "Bismillah" zikirdir. Âhirde "Elhamdülillah" şükürdür. Ortada, ''bu kıymettar hârika-yi san'at olan nimetler Ehad-ü Samed'in mu'cize-i kudreti ve Hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek'' fikirdir. Bir pâdişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de; zâhirî mün'imlere medih ve muhabbet edip, Mün'im-i Hakiki'yi unutmak; ondan bin derece daha belâhettir. Ey nefis! böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah namına başla, Allah nâmına işle. Vesselâm.
firaset Üye
Üyelik: 2005-09-09 Herkese açık mesaj: 148
#854
MUTLULUK Mutluluk, durup düşünmektir gerçekleri yaşarken acıları da dost bilmektir..bu nasıl olur diye düşünebilirsiniz. diyorum ki yaşayın yaşayalım.önce ne hissettiğimizin farkında olmakla işe başlamalıyız, sonrası çorap söküğü gibi gelecektir.tabiki bu durum çorabın örülüşüne göre zaman alacaktır. karma karışık bir örgünün kolay açılmasını beklemek akıllıca değildir, hiç açılmayacağını düşünmek de kolaya kaçmak yani bir anlamda korkmaktır... İnsan gecenin ardından güneşin doğacağına o kadar inanıyor ki! bir şeye bu kadar inanan insan neden kendine ve acıların mutluluğa dönüşeceğine inanmasın? bu gücün içimizde var olduğunu farketmek bizi kolayca harekete geçirecektir. hüzün hayatta kalabilmek için en az mutluluk kadar çaba harcar..sürekli onu farkedip onunla bir çocuk gibi oyun oynamamızı ister oysa biz insanlar mutluluğu sadece hatırlamak istediğimiz ve güzel dediğimiz anlarda buluruz.. geriye attıklarımızın bir anlamı yoktur, onlar "hiç"tir ve hayatımızda yerleri olmamalıdır..oysa hayat tek başına mutluluk değildir, yaşanan her şeydir. sıkıntılar gözyaşları,sıcacık bir kucak ve bir cami avlusuna ne sebeple olursa olsun terkedilmektir.. Bunlardan kaçmakla çözüm değil ömür boyu sürecek acı ve korku buluruz. şimdi yaşadığımız her duygunun bizi nasıl çağırıp iyiliğimiz için çaba harcadığını farkedelim.. unutmamalıyız ki ölüm bile yeniden doğmak ve sonsuz mutluluğa kavuşmak için vardır.. .
coskun Üye
Üyelik: 2005-08-18 Herkese açık mesaj: 1.551
#869
90/10 Sirrini kesfedin, bu hayatinizi etkileyecek belkide degistirecek. Bir ornek verelim. Ailenizle kahvalti yapiyorsunuz. Kiziniz, kahve fincanina carpiyor ve bir fincan kahve gomleginizin uzerine dokuluyor. Biraz once olan olay uzerinde hic bir kontrolunuz yok. Sonradan olacaklar ise sizin davranisiniza gore belirlenecek. Lanet ediyorsunuz. Kahveyi uzerinize doktugu icin kaba bir sekilde kizinizi azarliyorsunuz. Kiziniz uzuluyor ve aglamaya basliyor. Kizinizi azarladiktan sonra esinize donuyor ve kahve fincanini masanin kenarina cok yakin koydugu icin elestiriyorsunuz. Bunu kisa bir sozlu tartisma takip ediyor. Ofkeyle ust kata cikiyor ve gomleginizi degistiriyorsunuz. Asagiya indiginizde kizinizi, aglamaktan dolayi kahvaltisini bitirememis ve okul icin hazirlanamamis bir halde buluyorsunuz. Kiziniz otobusu kaciriyor. Esinizin ise gitmek icin hemen cikmasi gerekiyor. Hemen aceleyle arabaniza kosuyorsunuz ve kizinizi okula birakmak uzere hareket ediyorsunuz. Gec kaldiginiz icin, saatte 30 mil hiz sinirlamasi olmasina ragmen saatte 40 mil hizla gidiyorsunuz.15 dakikalik gecikmeden ve hiz limitiniastiginiz icin odediginiz 60$ trafik cezasindan sonra okula ulasiyorsunuz.Kiziniz size "Hoscakal" demeden binaya kosuyor. Ofise 20 dakika gecikmeyle geliyorsunuz ve evrak cantasini evde unuttugunuzu anliyorsunuz. Gununuz korkunc bir sekilde basladi! Devam ettikce, kotulesiyor, daha da kotulesiyor saniyorsunuz Eve gitmeyi dort gozle bekliyorsunuz. Eve ulastiginizda esiniz ve kizinizla olan iliskilerinizde araya sIkistiginizi saniyorsunuz. Neden? Sabahleyin nasil tepki verdiginize bagli olarak! Neden kotu bir gun gecirdiniz? A) Kahve sebep oldu B) Kiziniz sebep oldu C) Polis sebep oldu D) Siz sebep oldunuz Cevap "D" sIkki. Kahvenin dokulmesinde sizin bir kontrolunuz yoktu. Sizin gununuzun kotu gecmesine o 5 saniye icindeki davranislariniz sebep oldu. Olabilecek ve olmasi gereken ise soyleydi. Uzerinize kahve sicradi.Kiziniz aglamak uzere. Siz nazikce "Tamam tatlim,bir dahaki sefere biraz daha dikkatli olman gerek"diyorsunuz. Havluyu kaptiginiz gibi ust kata cikiyorsunuz. Gomleginizi degistirip,evrak cantasini aldiktan sonra asagiya iniyorsunuz ve ayni anda pencereden kizinizin otobuse bindigini goruyorsunuz. Kiziniz geri donup elsalliyor. Siz ve esiniz ise gitmek icin birlikte cikmadan once opusuyorsunuz. 5 dakika once ise geliyorsunuz ve calisma arkadaslariniza neseli bir sekilde selam veriyorsunuz. Patronunuz ne kadar guzel bir gunde oldugunuz hakkinda konusuyor. Farka bakin! Iki farkli senaryo. Ikisi de ayni basladi. Ikisi de farkli bitti. Neden? 90/10 sirri inanilmazdir! Cok azimiz bunun farkindadir. Sonuc? Pek cok insan gereksiz yere stresten, dertlerden, problemlerden ve basagrisindan aci cekmektedir. Bu sir nedir? Hayatin 10'u, sizin basiniza gelenlerden olusur. Hayatin diger 90'ina ise sizin bu basiniza gelenlere nasil davrandiginizla karar verilir. Insanlar anlamsiz seyler soyler ve yaparlar. İnsanlar hasta olurlar. Arabalar bozulurlar. Ucaklar gec kalir ve butun planlarimizi alt ust ederler. Trafikte bir surucu canimizi sIkabilir v.s. Bu 10'luk kisim tamamen bizim kontrolumuz disinda gerceklesir Diger 90'lik kisim farklidir. Diger 90'lik kisimi siz belirlersiniz. Nasil? Olaylara yaklasiminizla! Nasil tepki verdiginize bagli olarak. Gercekten olanlarin 10'unda hic bir kontrolunuz yok. Diger 90'i ise sizin tepkinizle belirlenir
ottomanempire Üye
Üyelik: 2006-07-29 Herkese açık mesaj: 942
#899
RUM ELÇİSİ "Rum elçisi, Medine-i Münevvere'ye siyasi bir görüşme için gelir. Halife Hz. Ömer'in sarayını sorar. Sorduğu kimseler: "Halife'nin köşkü yoktur. Onun parlak bir gönül sarayı vardır. Kendisinin dünyaya aid yalnız, fakirlerin ve gariblerin barındığı gibi bir kulübesi vardır." derler. Rum elçisinin bu sözler üzerine dehşeti ve hayreti artar. Yükünü, atını, hediyelerini başıboş bırakır. Hz. Ömer Farûk' aramaya koyulur. Her tarafta Halife'yi sorar. Hayretle kendi kendine: "Demek dünyada böyle bir hükümdar var ki, aynı rûh gibi, etrafın nazarından gizli kalıyor!..." diye mırıldanır Halife'ye ram olmak için, O'nu aramaya devam eder... Bir Arap kadın: "İşte senin aradığın Halife, şu hurma ağacının altındadır! Herkes yatakta, döşekte yatarken; O, bunların zıddı olan kumların üzerindedir! Git de, hurma ağacının gölgesinde yatan zıll-i ilahi'yi (Hakk'ın gölgesini) gör!..." der. Uyumakta olan Hz. Ömer'den elçiye heybet ve ruhuna hoş bir hal gelir. Elçi, muhabbet ve heybet, birbirinin zıddı iki haslet olduğu halde, bu tezadın kendi ruhunda nasıl birleştiğine hayret eder. Kendi kendine; "Ben imparator görmüş ve onların nezdinde takdir toplamış bir kimseyim! Onlarda hiçbir heybet görmediğim halde, bu kişinin heybet ve muhabbeti şuûrumu izale etti." "Bu Halife, silahsız, müdafaasız yerde yatıyor ve uyuyor. Ben ise, karşısında bütün bedenim ile titriyorum! Bu hal nedir? Bu hal neyin nesidir? Demek ki bu heybet, Hakk'ındır. Şu aba giyen kimsenin değildir!.." der. Rum elçisi, böyle ruhi ihtilaçlar (çalkantılar) yaşarken, Hz. Ömer (ra) uykudan uyanır. Rum elçisi, Hz. Ömer'e ta'zim ile selam verir. Halife selam mukabele eder. Ondan sonra yüreği oynamış elçiyi can sarayına alır; huzura kavuşturur. Virane olmuş gönlünü tamir eder. Ona, ince, derin, esrarlı sözler söyler. Elçi, hal ve makam müşahede eder. Hz. Ömer'e ağyâr (yabancı) suretinde gelen elçi, yar olur. Bu sohbetin neşvesiyle kendinden geçer. Hatırında ne elçilik, ne de bir haber verip almak kalır...
coskun Üye
Üyelik: 2005-08-18 Herkese açık mesaj: 1.551
#923
İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar, ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri, bayramlar da ilginç armağanlar göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıydı. Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İstediği, birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekti. Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi. Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu. Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: "Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver." Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama aralarında bir fark göremediler. Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi. İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı. Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı. Genç önce heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi. Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı. İkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı. Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı. Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyordu. Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazdı: "Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir. Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir. En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır. Bu değerli hediyen için çok teşekkür ederim."
ottomanempire Üye
Üyelik: 2006-07-29 Herkese açık mesaj: 942
#942
Aziz Mahmud Hüdayi Hz.leri, bir gün, devrin Padişahı Sultan Ahmed'le sarayda sohbet ediyordu. Bir ara abdest tazelemek istedi. İbrik ve leğen getirdiler. Padişah, hocasına hürmeten, ibriği eline aldı ve abdest suyunu döktü. Sultan Ahmed'in annesi de, kafes arkasında havluyu hazırlamıştı. Bu arada Valide sultan kalbinden de:..... . - Aziz Mahmud Hüdayî Hz.lerinin bir kerametini görsem, diye geçirmişti. Valide Sultanın gönlünden geçirdiklerini sezinleyince, Aziz Mahmut Hüdayî, Padişaha şu sözleri söyledi:. - Hayret! Bazıları bizim kerametimizi görmek isterler. Koca Osmanlı sultanının, yeryüzünde tüm müslümanların halifesinin elimize su döküp, muhterem validelerinin de havlu hazırlamalarından daha büyük keramet olur mu? .
ottomanempire Üye
Üyelik: 2006-07-29 Herkese açık mesaj: 942
#943
Yolda karşılaştığımızda ezan okunuyordu.. -Gel seni camiye götüreyim, dedim. Bugün Cuma biliyorsun.. -Sen de benim camiye gitmediğimi biliyorsun, dedi. -Biliyorum ama, sebebini gerçekten merak ediyorum.. -Ne bileyim olmuyor işte, dedi.Hem pantolonumun ütüsü bozulup, dizleri çıkar diye endişe ediyorum.Gayri ihtiyari gülmeye başladım......... Herhalde şaka yapıyorsun, dedim. Bunun için cami terk edilir mi?. -Ciddi söylüyorum, dedi. Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin.Gerçekten öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.. -Peki, dedim.Hayatında hiç camiye gitmedin mi?. -Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim, dedi. Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum.. Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmişti. Daha sonra el sıkışıp ayrıldık.Onunla konuşmamızdan 2 ay sonra, kendisinin camide olduğunu söylediler. Hemen gittim. Bahçedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve üzerinde yine yeşiller vardı.Yavaşça yanına yaklaştım ve kısık bir sesle:. -Hani, dedim. Camiye gelmeyecektin?. Hiç sesini çıkarmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu. Cüneyt SUAVİ'nin Hayatın İçinden Adlı kitabından . Edited by - osmandogan on 28.08.2006 00:22:41
yolcu__ Üye
Üyelik: 2006-09-03 Herkese açık mesaj: 2
#989
BEN SİTEYE YENİ ÜYE OLDUM BU SİTE DİKKATİMİ ÇEKTİ.. ARANIZA BENİ KABUL EDERSENİZ SEVİNİRİM...GÖNÜL BAHÇESİ İLGİMİ ÇEKTİ.. Yolcu Yaşamın anlamını kavramak için dünyayı dolaşmaya çıkan bir genç, gezdiği ülkelerden birinde ünlü bir bilgeyi ziyarete gitmişti. Gezgin genç, bilgenin yaşadığı evde, tüm duvarların kitaplarla kaplı olduğunu gördü. Fakat evi dikkatle gözden geçirdikten sonra , yerde bir kilim, duvar dibinde yatak olarak kullanılan bir sedir, ortada ise bir masa ve sandalyeden başka evde hiçbir eşyanın olmadığını gördü ve merakla sordu: "Neden hiç eşyanız yok?" dedi. "Koltuklarınız, kanepeleriniz, büfeleriniz.... Onlar nerede?" Bilge, bu soruya karşılık olarak kendi bir soru sordu gezgin gence; "Senin de yalnızca, sırtında taşıdığın küçük bir çantan var, yavrum" dedi. "Peki, senin eşyaların nerede?" Gezgin genç, kendini savunurcasına yanıtladı bu soruyu: "Ama görüyorsunuz.... Ben yolcuyum." Ünlü bilge, hak verircesine güldü: "Ben de öyle, yavrum" dedi. "Ben de öyle...." Hepimiz bu fani dünyanin YOLCUSUYUZ... .
ottomanempire Üye
Üyelik: 2006-07-29 Herkese açık mesaj: 942
#1053
Arkadaş (Hikaye). Savaşın en kanlı günlerinden biri. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Asker teğmene koştu ve: - Teğmenim. Fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?.. Delirdin mi? der gibi baktı teğmen... - Gitmeye değer mi?. Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile.. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakın.. Asker ısrar etti ve teğmen "Peki " dedi.. "Git o zaman.." İnanılması güç bir mucize. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti.. Sonra onu sipere taşınan arkadaşına döndü: - Sana değmez, hayatini tehlikeye atmana değmez,demiştim. Bu zaten ölmüş.. - Değdi teğmenim. dedi asker.. - Nasıl değdi? dedi teğmen. Bu adam ölmüş görmüyor musun?.. - Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı.. Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim icin.. Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı: -Osman... Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı... Geleceğini biliyordum.

Cevap yazmak için hesabınıza giriş yapın.

WhatsApp iletişim