GUR (T) BOYLARI
Nuh`un 4 oğlundan biri olan YASEF`ten doğan TÜRK`ten adını alan
TÜRKLERİ; GURANİ ve TURANİ olarak ikiye ayırtmaktayız. Bu iki ismin UR
veya URARTU medeniyeti ile ilişkisini görmekteyiz. UR`un başına G
harfini getirdiğimizde GUR(ani), T harfini getirdiğimizde TUR(ani)
olur. Türk olan SUGURların(Sümerler) baş şehri UR(fa) kentinin de
GURANİ ve TURANİlerle ilişkisi vardır. GURANİLER; Gurmançlar, Lurlar,
Kelgurlar ve Kırtlar(Zaza) olarak ayrılılar. Zazalara
DIMBILİ(Dumbelular) de denilmektedir.
Türkler, Ergenekon`da yol gösteren KURT`un adını 24`lü teşkilatlanmada
kullanmışlar ve kendi boylarının önüne veya arkasına GUR eki alarak
Ergenekon`daki Kurt`un adını yaşatmışlardır. Kürtçe`de GUR; Kurt
demektir. Eski Ana Türkçe`de bir kelimenin sonuna (T) harfi
geldiğinde, onu çoğul yapardı. İşte bu GUR kelimesinin sonuna (T)
harfini koyduğumuzda GUR(T) olur. Yani KURTLAR manasına gelir. Rakımı
yüksek ve soğuk olan bölgelerde bazı harfler sertleşir. Rakımı düşük
olan sıcak yerlerde bazı harfler yumuşar. Bazen "K, G" olur, "T, D"
olur. "Ç, C" olur. Anadolu`daki köylü analarımız, GURT, GURBET, GURBAN
derler. Yani G ile K harfinin yer değiştirmesi kelimenin anlamını
bozmaz. Kürtçe ve Türkçe`de KURT kelimesinin aynı kökten geldiğini
görmekteyiz. Kelimenin kökü GUR veya KUR`un sonuna (T) harfini
eklediğimizde GURT veya KURT olduğunu görürüz.
Milletlerin boylardan oluşan AİLEleri vardır. Slav ırkının ailesine
"Slav Boyları" denildiği gibi, GUR AİLESİnden oluşan boylara da GUR
BOYLARI diyoruz. Türk Boyları, bu defa GUR BOYLARI, bir başka deyişle
GURT-KURT BOYLARI olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bu GUR Boyları
incelendiği takdirde, Türk Tarihinin ve Dünya Tarihinin yeniden
yazılması gerektiği ortaya çıkar. Emin Oktay`ın güdük tarihinin yalan
ve yanlışlarla dolu olduğu görülür. Araştırmalarımız GUR`ların 15
değil, sonraları 24`lü kuruluşa göre adlanan 24 boyunu da ortaya
çıkarmıştır ve her boyun mutlaka GUR ünvanı aldığını görmekteyiz:
1-ASGURLAR(Asurlar)(Asuri isimlerle Kürtçülük yapanlar, Asurların Türk
olduklarını bilseler ne yaparlar acaba?), 2-BEŞGURLAR(Bel Gur-Bulgar),
3-BİTİGURLAR, 4-DİĞURLAR(Digorlar), 5-FİNOGURLAR(Finler),
6-GOGURLAR(GOV GURLAR, Gogarlar) 7-ONGURLAR(Hongurlar, Hunlar,
Hungarya, Acarlar, Macarlar), 8-KANGGURLAR(Kangal), 9-KUTRİGURLAR,
10-LİGURLAR(Lekler, Lazlar), 11-OGURLAR(Oğuzlar), 12-SALGURLAR(Salur),
13-SARIGURLAR(Sarıuygur), 14-SÜGURLAR(Sümerler), 15-SİGURLAR,
16-TABGURLAR(Taballar,Taburlar), 17-TUGGURLAR(Tokarlar),
18-TOKUZGURLAR(Dokuz gurlar), 19-ULZİNGURLAR(Ulus), 20-UTİGURLAR(Uti,
Eti, Hiti, Hati, Etiler-Hititler), 21-UYGURLAR, 22-ÜGURLAR(Üçgurlar),
23-VİGURLAR(Vugullar), 24-İGURLAR… GUREYŞİ(Kureyş Kabilesi) ve
GURAN(Kuran) ile GUR ilişkisine daha sonra değineceğiz. Prf. Dr. De
Groot "Die Hunnen" adlı kitabında; Oğuzhan`ın torunlarından birinin
adı "KÜRT" olarak geçer.
Bu 24 GUR BOYUndaki GUR kelimesi zamanla GAR veya AR şeklini almıştır.
MacAR, AcAR, HunGAR, BulGAR gibi anılan boylar da Türk`tür. Tarihte
bir GUR DEVLETİ de vardır. Bunu Saka/İskitler, yani Hunlar
kurmuşlardır. Bu GUR DEVLETİnin dünya hakimiyeti vardır. Bu Devletin
hakanına GURHAN diyorlar ki; bu kişi OGURHANdır. OGURLAR,
İslamlaştıktan sonra Arapça`daki (Ra) ve (Ze) harfinin benzerliğinden
dolayı, (Ra)nın üzerine bir nota konularak (Ze) olarak okunmaya
başlanmış ve OĞUZLAR olmuştur. Bu tarihten sonra da OGURHAN, OGUZHAN
olarak okunmaya başlanmıştır. Yine Cengizhan`a da lakap olarak GURHAN
denilmiştir. Bir başka deyişle KURTHAN denilmiştir.
Gelelim KURT-KÜRT ilişkisine. Kürtler kendi aralarında birbirlerinin
boylarını sorarken "Tuyi Kurda mı?" yani "Sen Kürt müsün?" sorusunu
sormazlar. "Tuyi Kurmonca mı?", yani "Sen Gurmanç mısın?" sorusuna
karşıdaki; "Azi Kurmoncım" "Ben Gurmancım" diyerek cevap verirler.
Kürtçe GUR, KURT manasına gelir demiştik. MEN, MAN adam, kişi,
şahsiyet manalarına gelmektedir. Yani farkında olmadan Kürt, Kürde
"Sen KURT ADAM mısın?" diye sorar, diğeri de farkında olmadan "Evet,
ben KURT ADAMIM" diye cevap verir. Buradaki GUR Türkçe`dir, çünkü
ileride GUR`un GURT ve KURT olduğunu göreceğiz. "Az, Azım; Öz, Özüm"
kelimesi ile aynı kökten olup Türkçe`dir. Men(Azerice), Ben,
Mın(Uygurca,Kürtçe), Man(Latince) da Türkçe`dir. Öyle ise Kürtçe
sanılan bu üç kelime ile sorulan soru ve verilen cevap tamamen
Türkçe`dir.
Dolayısı ile Kürtler kendi aralarında birbirlerini GURMANÇ diye ifade
ederler. GUR+MANç`ların da GUR Boylarından olduğunu anlıyoruz. Çünkü
başına GUR ünvanını almıştır. GURCU-GÜRCÜ`lerde de GUR ünvanı başa
gelmiştir. UyGURlarda da GUR ünvanı sona gelmiştir. UR, GUR, GURT,
KURT, KURTÇA, KÜRTÇE`nin de aynen GUR kökünden geldiğini görmekteyiz.
Gurmanç veya Kurmançların GURANİCE konuştuklarını Marksist Ermeni
PKK`lılar da kabul etmektedirler. Ancak hedefi GUR meselesinden
saptırmak için GURANİCE yerine GORANİCE konuştuklarını ifade ederler.
Kürtçe GUR, KURT demek, GORA, çorap demektir. Kürtler Çorapça
konuşmadıklarına göre, GURANİCE konuşacaklardır elbette. GURANİCE
konuşmak demek KURT DİLİ İLE KONUŞMAK demek olduğuna göre, bunu
kısaltacak olursak; KURTÇA konuşuyorlar demek daha doğru olur. Peki
KURTÇA ile KÜRTÇE arasında yazılış ve mana bakımından ne fark vardır?
Sadece (U,Ü) harflerinin noktalarının yer değiştirmesinden ibarettir.
Bu da manayı değiştirmez. Büyüklerimiz; Biz Kürtler, bundan 80-100 yıl
önce yaylalardan, dağdan inerken, yerleşik olanlar bize; "Kurtlar
geliyor" derlerdi. Gurmançlara daha önceleri KURTLAR denildiğini
anlıyoruz. Daha sonraları KÜRTLER olduğunu düşünüyoruz. Soranice Kürt
lehçesi değildir. Soranice, Süryanicedir. Sami dillerindendir ve
Soraniler Hıristiyan, Gurmançlar Müslümandır. Kürtler Süryanice
diyemedikleri için, telaffuz zorluğundan dolayı Soranice diyorlar.
Böylece Süryanileri, Ermenileri zoraki Kürtlere akraba yapmak
istiyorlar.
GURANİCE(Kurtça-Kürtçe) kelimelerden, Arapça, Farsça, Latince,
Süryanice, İbranice kelimeleri çıkardığımızda Kürtlerin, Hz. İsa`nın
doğumundan 3000 yıl önce konuşulan "Ana Türkçe" yi halen muhafaza edip
konuştuklarını görmekteyiz. Bu kelimelerden örnek verecek olursak;
Kürtçe, yani başka deyişle Kurtça Kurbağa`ya "BAK" diyoruz. Kaşgarlı
Mahmut`un Divanında; "BAKA" diyor. Anadolu Türkleri;
"KURBAKA(kurbağa)" diyorlar. Kürtler derin manasına "KUR" diyorlar,
Türkler sadece ÇU ekleyerek ÇUKUR diyorlar. Sümerler de Cehennem
Çukuruna "KUR" diyorlar. Kürtler çabuk manasına "ZU" diyorlar, Kazak
Türkleri "ZUDLİK" diyorlar. Kürtler Ben yerine "MI, MIN" derken,
Azeriler "MEN", Uygurlar; "MIN" Anadolu`daki Türkler "BEN" diyorlar.
Kürtler Et için "GOŞT" diyorlar, Özbek ve Uygurlar da "GOŞT" diyorlar.
Yine Kürtler ovaya "DAŞT" derken, Özbekler de "DAŞT" diyorlar.
Anadolu`daki köylü Türkler "DEŞT" diyorlar. Kürtler iğneye "DARZİ"
derken, Türkler iğneyi kullanana "TERZİ" diyorlar. Kürtler vatan
yerine "VELAT" derken, Türkler "İL" kökünden hareketle bazı Arapça
ekler ekleyerek; "İL, VİL, VELAT, VİLAYET" demektedirler. Bu
kelimeleri çoğaltmak mümkündür. Böyle Türklerle-Kürtlerin ortak
kullanmış oldukları 5000 den fazla kelimeye ulaşmış durumdayım.
Şerename`de "Kürt Oğuznameleri"nden söz eder. Bizde "Oğuz Kürt
Boylarını" ele alıyoruz. Urfa`da Badıllı(Beydili), Adıyaman`da
Kovi(Kayı), Nizip Barak`ta Bayındır Kürdü ve Kürdülü, Urfa`da Döğer
Kürdü, Siverek`te Karakeçili Kürdü`dür. Tarihçiler, bu boyların
Türkmen olup, sonradan asimile olarak KÜRTÇE`yi öğrendiklerini
yazmaktadırlar. Aslında kimse asimile olup, kimsenin dilini öğrenmedi.
Çünkü Kürtler, Tarihte çok ezici büyük bir medeniyet kurmadılar ki;
başkalarını asimile etsinler. Kürtler zaten KURT BOYLARI oldukları
için "Ana Türkçe`nin" bir Lehçesini koruyan boylardır. Sonradan bir
dil öğrenmiş değillerdir.
Sonuç olarak, Kürtler yani Gurmançlar vardır ve onları inkar
etmiyoruz. Ancak Türklerle aynı soydan, kandan ve candan
gelmektedirler. Kürtçe veya Gurmança vardır, onu da inkar etmiyoruz.
Ancak Gurmançca veya Guranice, başka deyişle Kürtçe veya Kurtça; Eski
"Ana Türkçe`nin" bir LEHÇESİDİR diyoruz. Ne yazık ki, Lehçe ve
Şivelerle eğitim görülemez. Bu nedenle Kürtçe Eğitimde başarılı
olunamamaktadır. Çünkü tarihte Kürtçe`nin bir Alfabesi olmamıştır.
Arapça, Farsça, Latince Alfabelerle eğitim vermeye çalışmaktadırlar.
Ayrıca Aritmetik bir alfabesi de olmamıştır. Sayıların bir kısmı
Latince`den, çoğunluğu Farsça`dan ve bir kısmı Arapça`dan alınmış
rakam isimleridirler. Türk Devleti Nevruz`u sahiplenerek, PKK`nın
elinden bölücülük silahını aldığı gibi, Türk Dil Kurumu da,
Guranice`nin(Gurmançca), yani Kürtçe`nin, yani Kurtça`nın "Ana
Türkçe`nin" bir lehçesi olduğunu ilan etmeli, Tükçe`ye yeni kelimeler
kazandırmalı, dil konusunu da PKK`nın elinden almalıdır.
Mehmet Demir ATMALI.
KAYNAK:
1-Frf. Dr. Faruk SÜMER. "Oğuzlar"
2-Edip Yavuz. "Tarih Boyunca Türk Kavimleri"
3-Dr. Mahmut RİŞVANOĞLU "Saklanan Gerçek"
4-Prf. Muazzez İlmiye ÇIĞ. "Kur`an İncil ve Tevrat`ın Sumer`deki Kökeni."
5-Mehmet Demir ATMALI. "Kurtça Konuşan Kavimler"(yakında çıkacak)
6-(Prf. Dr. De Groot "Die Hunnen" adlı kitabı.
7- Şerefhan. "Şerefname
KURMANÇLAR KİMLERDİR?Ali Rıza ÖZDEMİRGiriş
Bugün ülkemizde “Kürt” adı altında toplanan toplulukların başında Kurmançlar gelmektedir. Esasen ülkemizde “Kürt” olarak adlandırılan kütlenin yüzde 95’ini de Kurmançlar teşkil etmektedir.
Peki, bu Kurmançlar kimdir?
Kürtçü çevrelerin ve Batılı araştırmacıların Kurmançlar (1) hakkında net bir görüşü yoktur. Birçok farklı ve temelsiz iddialar ortaya atılmışsa da, ilerleyen satırlarda göreceğiniz gibi, bunların hiçbir maddi temeli yoktur ve tamamen uydurmadır. Çünkü Kurmanç topluluklar ve aşiretlerin tarihî bir derinliği olmadığı gibi Antik Çağ’da Kurmanç kelimesine benzer herhangi bir kelime bile bulunmamaktadır.
Açıkçası; Kurmanç kelimesinin Antik Çağ’a yamanması, Kürt kelimesinin yamanmasından daha zordur. Hatta eldeki veriler bunu bütünüyle imkânsız kılmaktadır. Burada yeni bir millet inşa etmek isteyen Batılı çevrelerin, neden daha fazla nüfus teşkil eden Kurmançların yerine, “Kürt” kelimesini tercih ettiğini de anlamış bulunuyoruz. Çünkü Antik Çağ’da Kürt kelimesi ile az da olsa benzeşen bazı isimler var. Ama Kurmanç kelimesi ile benzeşen hiçbir kelime yok…
Örneğin Kürdoloji’nin babası olarak adlandırılan V. Minorsky, “Kurmanç kelimesinin menşei bilinmemektedir” dedikten sonra, “Acaba bu Kürt ismi ile bir diğer medya kabilesi isminin terkibi midir?” diye sorar. (2)
Soruya cevabı birlikte arayalım…
Etimoloji
Kurmanç kelimesinin Kürtçede bir karşılığı yoktur. Farsçada, Arapçada ya da komşu dillerin herhangi birinde de anlamına rastlamıyoruz.
Bazı çevreler, bu kelime hakkında bazı yakıştırmalar yapmışsa da, bunları ciddiye almak mümkün değildir.
Bunlardan birisi az önce aktardığımız V. Minrosky’e (3) aittir. Onun Kurmanç kelimesine getirdiği izahatı Nikitin’den dinleyelim:
“Köken son eki olan –c’yi atan Minorsky, kalan bileşikte birinci unsuru Kur(d) olarak, ikinci unsuru da Medya ya da Manna’lılar/mantianoi ile ilgili görmektedir.” (4)
Nikitin’e göre, bu “ustaca bir varsayım”dır. (5)
Bu görüşe Faik Bulut da katılmaktadır; çünkü ona göre bu “haklı bir varsayım”dır.(6)
Ama adı üzerinde sadece bir “varsayım”dır ve açıkçası bize göre ipe-sapa gelir bir tarafı yoktur.
Kürtçülerin Ape Musa dedikleri Musa Anter’in tezi daha ilginçtir. Ona göre, Farslar “Kürd” kelimesini “Gürd” şeklinde aldılar. Araplar da “Gürd” kelimesini Farsçadan aldı ve “Kürt” yaptılar. Ve çoğul olarak “Kürtler” anlamında “ekrad” dediler. Daha sonra Farslar, “Kürt” sözcüğünü Araplardan alıp “Kürdman” şekline soktular. Zamanla bu kelime bozularak “Kırmanç” halini aldı. (?!) (7)
Peki bu izahın ipe-sapa gelir bir yanı var mıdır?
Kurmanç kelimesini Marr ise daha değişik şekilde yorumlamıştır. O, Kurmanç kelimesi ile Ermeni kelimesi arasında bir yakınlık görmüştür. Ermeni/Harmen/Kar-menç/Kar-menç/ Kurmanç.(8)
Kurmanç kelimesi hakkında en tutarlı görüş, tespit edebildiğim kadarıyla, Emekli Vali Kemal Yavuz tarafından geliştirilmiştir.(9) Bu görüş, Dr. Mahmut Rışvanoğlu (10) ve Ömer Özüyılmaz (11) tarafından da kabul edilmiştir.
Buna göre, kelimenin kökeni “Gur”dur. Bilindiği gibi “Gurluk” Türklüğün kadim isimlerinden biridir. “Gur Türkleri” tarafından Afganistan’da kurulan bir devletin varlığına bütün tarihî kayıtlar şahitlik etmektedir. “-man” eki ise tıpkı “şiş+man”, “koca+man” kelimelerinde olduğu gibi, Gur ismine eklenmiş, kelime “Gur+man” haline gelmiştir. “Türk+men” de tıpkı bunun gibi oluşmuş bir kelimedir.
Sondaki “-ç(i)” takısı da büyük olasılıkla konuştukları dili ifade etmek için eklenmiştir. Bilindiği üzere, Türkçede bir topluluğun dilini ifade etmek için de “-çe” ve “-ça” takıları kullanılmaktadır.
“Gur” Türkçede “ulu-büyük” demektir. Gurhan, “Büyük Hakan” anlamına gelir. Moğol Hakanı Temuçin, “Cengiz” lakabını alınca, önce dostu, sonra rakibi olan Camuka da “Gurhan” unvanını almıştı.(12)
Saka Türklerinin bir şehrinin adı, Sevan Gölü’nün doğusu ve Gence arasındaki, “Gurdman-Gardman”dır.(13)
Türkçede “Kurmanç” kelimesine en yakın kelime, “Kurman” kelimesidir. Kaşgarlı Mahmut, “Kurman” kelimesinin Oğuz ve Kıpçak Türklerinde (14) “ok ve yay konan kap, gedeleç, yaylık” manasına gediğini söyler. (15)
Yine Kaşgarlı Mahmut’un kayıt altına aldığına göre,(16) Kuman-Kıpçak Türklerinin oymaklarından birinin adı da Kurman’dır.(17)
Geçmişte olduğu gibi, bugün Orta Asya’da birçok kişi adı Kurman’dır. (18)
“Kurmanç” kelimesindeki “-n” ve “-ç” seslerinin peş peşe gelmesi de tamamen Türkçenin bir özelliğidir. İstenç, kıvanç, güvenç gibi “-n” ve “-ç” takısı ile oluşturulan kelimeler dünya dilleri üzerinde sadece Türkçede vardır.
Kürt lehçelerinden ve topluluklardan bir kısmını ifade etmek için kullanılan Gurani kelimesi de Türkçedir. Şöyle ki; Gur, bilindiği gibi bir Türk boyudur. Sondaki “-an” ise ön Türkçede ve Farsçada çoğul ekidir ve “-ler, -lar” anlamı katmaktadır. (19) Bu ek aynı zamanda “-lı”, “-li” ekine de karşılık gelmektedir. “-i” takısı da bu topluluğun kullandığı dili ifade etmek için kullanılmıştır.
Yani Guran, Gurlar ya da Gurlu; Gurani Gurların kullandığı dil-lehçe anlamına gelmektedir.
Özetle; Kurmanç adı üzerinde yapılan birçok çözümleme (!) varsa da, bunların ciddiye almak mümkün değildir. Kurmanç adı, esasen “Gur” ismi ile “man” kelimesinin birleşmesinden oluşmuştur. Tıpkı Türkmen kelimesindeki “Türk” ve “men” gibi…(20)
Peki, Gur ismi nasıl olmuş da Gurmanç kelimesine dönüşmüştür. Bu konuda kesin bir şey söylemek zordur. Büyük olasılıkla, bölgede yaşayan Türkmenlere bakarak Gurlara, “Türk+men” deki gibi, “Gur+man” denildi. Sondaki “-ç” eki de konuşulan dili ifade için eklendi ve “Gurmanci” haline dönüştü. Bildiğimiz gibi, Türkçede, bir topluluğun konuştuğu dil, “-çe” ve “-ça” ekleri ile ifade edilir.
Zazalar arasında birçok mesaisi bulunan bu satırların yazarı, Zazaların, Kurmançlardan bahsederden “Gur” diye bahsettiklerine sonsuz sayıda şahit olmuştur. Çünkü Zazalar kendi dillerinde, Kürtlere yöreden yöreye “Kırdas”, “Gur” veya “Gurmanç” derler ve kendilerini bu topluluktan ayırırlar. (21)
Esasen dilbilim açısından olduğu kadar tarihî ve coğrafi dayanaklarla da (Sugûr; Türklerinin Abbasîler zamanında bugün Kurmançların yaşam alanlarına yerleştirilmesi) desteklenen bu teori, gerçeğe en yakın olanıdır. Bilimsel açıdan daha iyi bir izah getirilmediği müddetçe, bunu kabul etmek gereklidir.
Kaldı ki, bu teori sosyolojik açıdan da desteklenmektedir.
Şimdi de bunlara değinelim.
Tarih ve Sosyoloji
Gur’luk esasen Türklüğün esas adlarından biridir. Hem tarihî vesikalarda ve hem de günümüzde bir kısım Türk toplulukları “Gurlar” adıyla tanınır. Gurluk, değişik Türk boylarına ad, ön ad ya da son ad olmuştur. Örneğin;
• Gur
• Uygur
• Sugur
• Asgur
• Beşgur
• Başgur
• Belgur
• Ogur
• Finogur
• Ongur
• Bulgur (Mesûdî Bulgar’a Bulgur der)
• Hunugur (Hungar-Macar)
• Salgur
• Guran
• Kongur
• Gurgan
• Kuturgur
• Utrigur
• Kutrigur (Bir Hun aşireti) bunlardan bazılarıdır. (22)
Bugünkü Kurmanç olarak adlandırılan toplulukların Gur adındaki bir Türk boyundan geldiği, sadece kelimeler arasındaki benzerlikle değil, tarihî kayıtlarla da desteklenmektedir.
Açıklayalım:
Tarihte Gur diye bir Türk boyu kayıtlara geçmiş ve bu Türk boyu sonraki yıllarda Gurlular adıyla bir devlet kurmuştur. 1206-1526 yılları arasında 320 yıl boyunca Afganistan’ın Gur bölgesinde, Gurlular adıyla kurulan devletin ahalisi, tamamen Türk’tür.
Eldeki bilgilere göre, bu devleti Türk Hakanı Gazneli Mahmut’un valisi Muhammed Han, Herat ile Gazne arasındaki bölgede kurmuş –ki coğrafya eserlerinde buraya “Gur ülkesi” denir- sonra da Muhammed Gur Han adını almıştır.
Bu devlet, Sultan Sencer tarafından ortadan kaldırılmıştır. Ancak Sultan Sencer’in vefâtından sonra Gurlular yeniden bağımsızlıklarını elde etmişlerdir.
Genel olarak Gurlar, Herat’ın doğu ve güneyinden geçen kervanları vurmak ve savaşmakla hayat sürmüşlerdir. (23)
Dönemin bütün kaynaklarında Gur’lar Türklerin bir boyu olarak gösterilmiştir. Örneğin Mesûdî, Murûc el Zeheb’de; (24) Yakût el-Hamavî, Mu’cem el-buldan’da; (25) İstahrî, Mesâlik el-memâlik’de; (26) İbn Havkal, Sûrat el-arz’da, (27) Ebû Zeyd el-Belhî, el-Bed ve’tarih’de Gurların bir Türk boyu olduğunu ifade etmişlerdir.
İbn-i Haldun ve İbn el Esir de, “Gur Türkleri”nden bahseder. Müneccimbaşı ise Gurları, Hita Türklerinden sayar. (28)
Gur Türklerinin torunları hâlâ Afganistan, Doğu İran ve Türkmenistan’da yaşamaktadır. Afganistan ve Doğu İran’daki Gur Türkleri Farsça ağırlıklı Kurmanç lehçesi ile konuşurken, Türkmenistan’daki Gurlar Türkmence konuşmaktadır. (29)
Ömer Özüyılmaz’a göre; Kürtler İran’a 5. yüzyılda gelmişken Kurmançların Batı İran’a, Irak’a ve Anadolu’ya gelişleri Türklerin İslâmiyet’i kabulünden sonra, yani 9. yüzyıldan sonra olmuştur.(30)
Gur Türklerinin Anadolu’ya gelişleri de yine tarihî kayıtlarda mevcuttur. Buna göre, Abbasîler, İslâm-Bizans savaşlarında tampon bölge olan Fırat havzasına yerleştirilmek üzere savaşçı özellikleri ile maruf Türk boylarını Kafkasya, İran, Türkistan, Karadeniz’in kuzeyi, Musul, Bağdat ve El-Cezire’den akın akın getirmişlerdir. (31)
Arap kaynaklarında “Avasım” olarak adlandırılan bölgenin ön hattı, yani Arap-Bizans sınırı, “Sugûr” adı ile ifade edilen savaşçı Türk boylarına teslim edilmiştir. Yani “Sugûr bölgesi”, Tarsus’tan başlayarak Adana, Misis, Maraş, Malatya, Ahlât hattını takip ederek kuzeyde Erzurum’a kadar uzanmakta, geride Urfa, Mardin, Bitlis hattına kadar gelmektedir. (32)
Arkada kalan ve Avasım olarak adlandırılan kesimlere; Urfa, Mardin, Siirt taraflarına ise “başıboş, yağmacı Arap kavimlerinin” yerleştirildiği(33) tarihî kayıtlara geçmiştir. Bu kayıtlar, bugünkü sosyolojik duruma da harfiyen uymaktadır.
Sugûr kelimesi Türkçedeki “su” ile “gur” kelimelerinin birleştirilmesinden oluşturulmuştur.
Su, eski Türkçede “asker” demektir. Gur, ise bildiğimiz gibi bir Türk boyudur. Sugûr olarak adlandırılan bölgeye savaşçı Türk boylarının yerleştirilmesi isim olarak da tarihsel ve coğrafi bilgilere uymaktadır.
Bizans-Abbasî savaşlarında en çok zararı tampon bölgede bulunan bugünkü Kurmançların ataları Sugûr Türkleri görmüş ve bunlar dağlık alanlara çekilmek zorunda kalmışlardır.
Bugün söz konusu alanların Kurmançların yaşam alanları olması; Urfa, Mardin, Siirt taraflarında ise Kurmançların Araplar ile karışık halde yaşaması, tarihe ve coğrafyaya da uymaktadır. Bugün çarşaf çarşaf ortaya saçılan haritalarda gösterilen sözde Kürdistan sınırları ile Sugûr Türklerinin yerleşme alanları neredeyse bire bir örtüşmektedir.
Yine şunu da bilhassa belirtmek gerekir ki, ülkemizde “Kürt” adı altında toplanan toplulukların %95’i kendisini Kurmanç olarak ifade eder ve Kurmanç lehçesiyle konuşur. (34)
Kürt kelimesi ise, Kurmanç toplulukları ifade etmek için yakın dönemde yaygınlaşmıştır. (35)
İlginç bir detay; Ahmet Hani de yazmış olduğu Mem ve Zin adlı eserinde “Kurmanç” adını kullanmıştır.
Sonuç
Kurmançların etnik kökenini aramaya buradan başlamak gerekir ama ülkemizde yaşayan Kurmançların tamamını bu Gur Türklerinin torunu olarak görmek yanıltıcı olur. Çünkü Kanuni ve Yavuz dönemlerinde bölgeye yerleştirilen Kürtleri ve Kurmançlaşan Türkmen aşiretlerini de gözden kaçırmamalıyız.
Özetlersek; Kurmançlar, Gur Türklerinden itibaren değişik dönemlerde bölgeye yerleşen Türk soylu kitlelerden ibarettir. (36)
* 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü DYÇ Araştırmaları Bilimsel Danışmanı
DİPNORLAR
(1) Kelimenin aslı, Gurmanç olsa da, genelde Kurmanç olarak yaygınlaştığı için biz de bu şekilde kullandık.
(2) V. Minorsky, İslâm Ansiklopedisi, Kürtler Maddesi
(3) V. Minorsky, İslâm Ansiklopedisi, Kürtler Maddesi
(4) Bazil Nikitin, Kürtler, 1/38
(5) Bazil Nikitin, Kürtler, 1/38
(6) Faik Bulut, Kürt Dilinin Tarihçesi, s.238
(7) Mehmet Eröz, Atatürkçülük, Milliyetçilik, Doğu Anadolu, s.136
(8) Bazil Nikitin, Kürtler, 1/43
(9) Edip Yavuz, Tarih Boyunca Türk Kavimleri, s.103
(10) Mahmut Rişvanoğlu, Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm, s.14
(11) Ömer Özüyılmaz, Gurmanç ve Kürtlerin Kökeni, s.260 vd.
(12) Edip Yavuz, Tarih Boyunca Türk Kavimleri, s.106
(13) Ömer Özüyılmaz, Gurmanç ve Kürtlerin Kökeni, s.160
(14) Mehmet Eröz, Atatürkçülük, Milliyetçilik, Doğu Anadolu, s.136
(15) Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı, s.172
(16) Laszlo Rasonyi, Türk Devletinin Batıdaki Varisleri ve İlk Müslüman Türkler, TKAE Yayınları, Ankara 1983, s.18
(17) Mehmet Eröz, Atatürkçülük, Milliyetçilik, Doğu Anadolu, s.136
(18) Mehmet Eröz, Atatürkçülük, Milliyetçilik, Doğu Anadolu, s.136
(19) Mahmut Rişvanoğlu, Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm, s.13
(20) Kurmanç kelimesini daha sonra dil bölümünde detaylı şekilde inceleyeceğiz.
(21) https://tr.wikipedia.org/wiki/Zaza
(22) Edip Yavuz, Tarih Boyunca Türk Kavimleri, s.113; Ömer Özüyılmaz, Gurmanç ve Kürtlerin Kökeni, s.252; Mahmut Rişvanoğlu, Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm, s.11
(23) C. E. Bosworth, “Erken İslâm Dönemi Gur Tarihi”, Çev: Abdulhalik Bakır-Pınar Koçoğlu (Ülgen), Abdulhalik Bakır, Ortaçağ Tarih ve Medeniyetine Dair Çeviriler, Ankara 2008, 438, 442
(24) Ramazan Şeşen, İslâm Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, TKAE Yayınları, Ankara 1985, s.56
(25) Ramazan Şeşen, İslâm Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, s.128
(26) Ramazan Şeşen, İslâm Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, s.154
(27) Ramazan Şeşen, İslâm Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, s.171
(28) Mehmet Eröz, Atatürk, Milliyetçilik, Doğu Anadolu, s.194
(29) Ömer Özüyılmaz, Gurmanç ve Kürtlerin Kökeni, s.254
(30) Ömer Özüyılmaz, Gurmanç ve Kürtlerin Kökeni, s.252
(31) Bu Türk boyları Gurlar başta olmak üzere, Özbek, Tatar, Türkmen, Kalaç, Oğuz, Döğer ve Kıpçaklardır.
(32) Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı, s.75
(33) Ömer Özüyılmaz, Gurmanç ve Kürtlerin Kökeni, s.252
(34) Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı, s.169
(35) Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı, s.172
(36) Ali Rıza Özdemir, Kart Kurt Sesleri Arasında Kaybolan Gerçek: Kürtler ve Türklük, 2009, Kripto Yayınları’ndan özetlenmiştir.
İyide be kardeşim bu kadar ayrıntılı bilimsel çalışmalar varken neden bu gerçekler Kürt'lere anlatılmıyor zavallı adamlar takılmışlar bir delinin peşine Apo diyorlarda başka bir şey demiyorlar, bu adam Kürt'leri felakete doğru götürüyor haberleri yok.
müslüm akpek;253465 wrote:İyide be kardeşim bu kadar ayrıntılı bilimsel çalışmalar varken neden bu gerçekler Kürt'lere anlatılmıyor zavallı adamlar takılmışlar bir delinin peşine Apo diyorlarda başka bir şey demiyorlar, bu adam Kürt'leri felakete doğru götürüyor haberleri yok.
Allah pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır.10 Yunus Suresi 100Ayet meali.
Geçen yazışmıştık ammi bu medya adam gibi adam gerçek tarih bilimcilerini çıkarsa bak herşey türkiyede nasıl rayına girerDallas vari dizi yapıp yanlış ve çogu cahil olan ağzı laf yapan insanlarla tartışma proğramı yapıp reytin düzenliyorlarAllah bu millete uyanmayı nasip etsin etrafımız ateş çemberi ve bu çember yavaş yavaş daralıyorSelamlar
Yukarda adı geçen Mahmut RİŞVANOĞLU kürtçe konuşan Karayılanla aynı aşiretten olan bir ilim adamı bir nevi kendi kabile veya boyunun tarihini araştırıp yazan bir GURMANÇ yani GUR TÜRKÜ bu adamın eserlerini anlatsalaryaYine Seyit Rıza denen şahsın bir Türkmen olduğunu delili ile isbat eden araştırmacı yazarların kitapları var amma bizim medya ya Batılıların ,ya İsrailin masonların yada Ergenokoncuların istekleri ile program yapan medyatik bir güç olmuşlar Kısacası bu ülkeyi seven dinine düşkün insalar olarak tembeliz tembeliz tembelizSelamlar
Tembellik dışında biraz da vurdum duymaz olduk, doğu insanını uyuşturmuşlar kimse kılını kıpırdatmıyor, meclisin yarısı kürd esas bunlar müdehale etmeliler.
Ammi biz bir aileyiz Bu millet çok sabırlıdır amma intikamını çok soguk alır İçimizde hainde olacak sadıkta Kuran en güzel örnek Yakup peygamber en güzel örnegi evlatlarının içinde katilde var PeyğamberdeDünya imtihan yeri aslında hepimiz bir bütünün parçasıyız hepimiz Adem a.s çocuklarıyız anamız da bir babamızda bu ayrılık ve ğayrılık ne anlamam.Şöyle bir bakmak lazım Akçakentte AKPEK sülalesine bir bak her düşüncede insan var amma birlik beraberlik yok Bizim BAKIR larda öyle albayı Prof.u Doktoru ögretmeni eczacısı ..... var var oğlu var bir millet vekili çıkaracak kadar sayısıda var amma bütünlügü varmı akçakendin malesef yokişte milletlerde buAlt kimlikler üst kimligin önüne çıkınca bölünme başlıyorKıblemiz bir,kuranımız bir,peyğamberimiz bir ve dahası ALLAHIMIZ bir bu kadar birlikten ikilik nasıl çıkar anlamak mümkün degilSelamlar
Kürtçede Kürt kelimesi yoktur!(Bana gönderilen bu ileti, gönderen arkadaşın fikirlerini, düşüncelerini ihtiva etmektedir. Tartışmaya açıyorum. HASAN SAMİ BOLAK)Kürtçede `Kürt` kelimesi yoktur!İyi günler size önemli bir konuda yazacağım… Ben Beritanlı Aşireti`ne mensup bir gencim… Bizlere dedemin de anlattığı gibi yıllardır batılı istihbarat örgütlerinin (Türkmen aşiretlerine) yaptığı Kürtlük propagandası sonucu, insanlarımızın önemli bir kısmı kendini Türk`ten ayrı bir millet zannetmektedir. Halbuki biz tarihimizi araştırdıkça Türklük gerçeği ile karşılaştık. Tam bir konar göçer Türkmen Yörük aşiretiyiz.. Her yönümüz Yörük kültürüdür…Şu an 3 arkadaşız… Birimiz Karakeçili, birimiz Badilli yani Begdili Türkmen`i, ben de Beritan Türkmen`iyim.Beritan sözünü araştırdım. Tamamen Türkçe bir kelime… Göçer göçebe anlamında… Yörükleri araştırdım. Her şeyimiz ayni… Çok yaşlı dedelerimize danıştım, çok önceleri yalnızca Türkçe konuştuğumuzu söylediler. Anladık ki bizler öz be öz Türk`üz.Karakeçili arkadaşım da Kırıkkale ve Kütahya`daki Karakeçililerle her şeylerinin aynı olduğunu ve dokudukları kilimlerin motiflerinin bile aynı olduğunu, Kayı boyuna mensup olduklarını ve Osmanlı`nın kuruluşunda var olduklarını araştırdı, gördü… Badilli arkadaşım araştırdığında 24 Oğuz boyunun olduğunu ve onların da Begdili boyunun ta kendisi olduğu gerçeğini gördü… Akrabalarının soyadlarının Beydili, Beydilli, Baydilli, Baydil veBadilli olduğunu zaten biliyordu…Bir an Doğu Anadolu üzerinde nasıl bir oyun oynandığını konuşmaya başladık… Türk olmamıza rağmen nasıl Türk`ten ayrı bir millet zannettirdiler bizi diye düşündük…Kürt sözünün tarihte ilk defa Orta Asya`da Elegeş yazıtlarında (M.S. 650 de 39 yaşında ölen Alp Urungu adlı bir Türk beyinin mezar yazıtı) geçtiğini öğrendik. Alp Urungu öz be öz Türk idi… Sonra düşündük Kürt ne demekti…Ilk defa fark ettik ki konuştuğumuz `Kürtçe` dediğimiz dilde `Kürt` diye bir kelime yoktu… Bunu neden daha önce düşünmediğimize yandık. Ben Zazaca konuşuyorum hiç anlamıyorlar… Onlar Kırmanca konuşuyorlar ben anlamıyorum.Anlaşabildiğimiz dil ise Türkçe. Şimdi ise yemin ettik Türkçeden başka bir dil konuşmuyoruz.Bekliyoruz ki vatansever gazeteciler üniversite hocaları bu konuyu ele alsınlar… Sizleri gazeteciliğe davet ediyorum…Neden kendine Kürt denmesinden hoşlanmayan Zaza dedeleriyle röportaj yapmıyorsunuz?Neden gidip Türkan aşiretinin yaşlıları ile röportaj yapmıyorsunuz?Neden Karakeçili Türkmenleriyle röportajlar yapmıyorsunuz?Neden Hakkari`ye adını veren Saka Türklerinden Akari aşiretiyle konuşmuyorsunuz?Neden Gur Türkleri`nin aşireti olan ve Fatih`in hocası Molla Gurani`nin de aşireti olan, Guran aşiretinin kendini Türk saymadığını araştırmıyorsunuz?Aynı aşiretin Azerbaycan`daki kolu, kendini Türk biliyor, Kürtçe tek kelime konuşmuyor da, neden Türkiye`deki kolu kendini Türk`ten ayrı bir şey sanıyor?Neden?..Araştırmak bir vatan görevidir. Bu araştırmalar terörü bitirir…Allah aşkına araştırmaya değmez mi?Biz insanlarımızı uyarıyoruz! Ve inanın insanlarımız Türk olduklarını duymak istiyorlar. Koskoca Avşar boyunu Kürt yaptılar… Ama onlar bunu yemiyorlar artık. Gençleri; Avşarların Oğuz Türkü`nün geniş bir boyu olduğunu araştırıp öğrendiler.Şimdi bu yazıyı karalamak isteyenler saldıracaklardır. Ama böyle yürekli çıkışların, ülkemize göz dikenlere en geçerli gözdağı olduğunu düşünüyorum…(HABER: Mustafa ÇEBİ)
GURAN-TURAN İLİŞKİSİRus Kürdolog V. Minorsky, "Kürtler'in MARDOİ ve KİRTOYİ adındaki iki soydan geldiği"ni savunur!.. Ona göre bunlar batıya göç ederken aralarına yabancı unsurlar da karışmıştır. KIRMANÇ kelimesi de KİRTOY ve MARDOY kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir!.. Minorsky farkında olmadan KIRMANÇLAR'ın doğudan, yani Orta Asya'dan batıya göçettiklerini söylemiş olur!.. Tarihin her çağında ve dünyanın hemen her yerinde çok değişik TÜRK uruklarının adlarına rastlanmaktadır. Bunların başta gelenleri UR,TUR, GUR, OGUR, GUZ, OĞUZ, KOMAN, SU, İSKİT, ETRÜSK, SAKA, SOKO, UYGUR, ONGUR ve HUNGAR uruklarıdır. HUNGAR kelimesinin aslının HUN-GUR olması büyük ihtimal... Yani HUN ve GUR Türkleri anlamına gelen kelime... Tıpkı ETRÜSK kelimesinin TUR-SAKA birleşiminden gelmesi gibi... (20) GUR Türkçe'de ULU, BÜYÜK demektir. GURHAN, Büyük Hakan anlamına gelir. Moğol Hakanı Timoçin, CENGİZ lakabını alınca, önce dostu sonra da rakibi olan CAMUKA da GÜRHAN ünvanını almıştı. GUR-KUR değişimi TÜRKÇE'ye uygundur. KÜR; büyük, iri vücutlu demektir. KER; sarsılmaz, kuvvetli anlamınadır. TÜRK kelimesi ise yine sarsılmaz, ulu ve kuvvetli demektir. GUR'un çoğulu "T" eki ile yapılır. GURT'tur. Sonra incelerek GÜRT olmuştur. Türkiye'de KÜRT diye bilinen halka, Türkiye dışında pek çok yerde hâlâ GURT veya GÜRT denir. Zaten G-K değişimi TÜRKÇE özelliktir. (21) Süleyman Demirel bile "ganun hagimiyeti"nden söz ederdi!.. Gelelim daha önce sözünü ettiğimiz ve Kürt bölücülerin pek bel bağladıkları GURTU SANCAĞINA!.. GUR-TU, Asurlulardan bu yana Bohtan suyu civarına verilmiş çok eski bir addır. "TU" ülke anlamınadır... Yani GURTU, GUR ÜLKESİ demektir. İşte bazı kaynaklarda CYRTIE (KURTİ) şeklinde yer alan kelimenin aslı da, budur!.. Eğer o tarihteki GURLAR (GUR-T) bugünkü Kürtler'in ataları ise, bu ancak Kürtler'in TÜRK soyundan olmasıyla mümkündür! Şu halde MOGAR ve GUR, yani MACARLAR ve OĞUZLAR nasıl birbirleriyle akraba ve Güney Anadolu bölgesi halklarından ise; TUR ve GUR, yani TÜRKLER ve GÜRTLER de OĞUZ boyundan ve akrabadır. Böylece TÜRK, KÜRT ve MACAR akraba olduğu için, ve hepsinin anayurdu Hz. NUH'tan beri GÜNEY ANADOLU olduğu için MACARLAR arasında bir KÜRT OYMAĞI'na rastlanmıştır, bundan daha tabii bir şey olamaz. Aynı şekilde ta Ortaasya'daki ORHUN KİTÂBELERİ 'ndeki KÜRT OYMAĞI adı da, bu ilişki ile anlam kazanır. (22) Araştırmacıların yanlışı, bu kavimleri hep birbirinden kopuk ve sonraki yurtlarında ele almalarıdır. Bunun tabii sonucu olarak şaşkınlığa düşmektedirler. Halbuki esas kaynağa dönünce, hepsi birbirine bağlanır. İşte bu yüzden 23 Nisan şenliklerine gelen MACAR çocuklar bize AKRABA diye hitap ederler, TÜRK-KÜRT ayırmadan!.. Öte yandan 1000'li yıllarda HORASAN'da GUR TÜRKLERİ vardır. Cemşid Bender adlı uyduruk tarihçi, Kürtler'in bir kısmının HORASAN'dan (TÜRK diyarından) geldiğini kabul eder... Ama Kürtler'in HORASAN'da da ZAZACA konuştuklarını söyler!.. Yani Zazalar'ı "kürt" sayar!.. Hicrî 700 yılını verir... (Teori, sayı 10) Bu tarih tam olarak milâdî 1300 yılına denk gelir. Bender bu kişilere "Horasan Kürtleri" der ama, "Gurtu (Cyrti) Kürtleri"nin Botan Çayı civarından Milâd'dan önce kaybolup, 2000 yıl sonra Horasan yaylalarında nasıl ortaya çıktığı"nı bir türlü açıklamaz!.. Üstelik Rus kürdolog V. MINORSKY, Holandalılar tarafından zamanın en ünlü otoritelerine hazırlatılmış, ve 30 yılda tamamlanmış olan İslâm Ansiklopedisi'nin İngilizce nüshasında, "Kürtler" bahsinde "20. yüzyılda Kürtler arasında KESİNLİKLE kürt olmayan bir unsurun tesbit edildiğini (Zazalar)" belirtir (sf. 1134) ve "bu grubun Kürtçe'den çok farklı kuzey-batı lehçesi konuştuğunu" (sf. 1152) yazar. Bununla da yetinmez!.. ZAZA kelimesinin geçtiği her yerde "gerçek Kürt olmayan" kaydını düşer!.. (sf. 1151) Cemşid Bender'in ve tüm Kürt ayırımcıların gözlerden sakladığı gerçek şudur ki, Herat ile Gazne arasındaki diyara GUR ülkesi denir!.. Firdevsi'ye Şehnâme'yi yazdıracak kadar hoşgörülü TÜRK hakanı Gazneli Mahmud'un valisi Muhammed, burada GURLULAR devletini kurmuş; MUHAMMED GUR HAN adını almıştı. (1187) 1300'lere kadar varlığını sürdüren bu GUR halkının bir kısmı, CELÂLEDDİN HARZEMŞAH ile birlikte Anadolu'ya gelmişti. İşte Cemşid Bender'in "Horasan Kürtleri" ile kastettiği bu HORASAN GURLARI'dır!... GURAN diye bilinen Kürt aşiretleri de aslında GUR TÜRKLERİ'dir!.. GUR-GURAN, TUR-TURAN gibi çoğul ifade eder! V. MINORSKY, Zazalar'la ilişkilendirilen ve "kürt" addedilen GÜRANLAR aşiretlerinin de Kürtlüklerini KESİNLİKLE reddeder!.. GÜRANLAR bir TÜRK boyudur, ve GORANÎ LEHÇESİ, ZAZAKİ LEHÇESİNİN en yakın olduğu dildir. Birini konuşanlar TÜRK ise, diğeri de TÜRK'tür! Yine tekrarlıyoruz: UR-GUR-TUR-UZ-GUZ-OĞUZ farkı olmadığı gibi, bunların incelmişi ve çoğulu olan KÜR-T ile TÜR-K arasında da fark yoktur!.. Bu yüzdendir ki, Güneydoğu'daki Kürtler'e ek olarak Orta Asya'da bir Kürt boyu, Macarlar arasında da bir Kürt oymağı vardır. Bunların hepsi birbiri ile akrabadır. HORASAN GURLARI, halis OĞUZ TÜRKLERİ'ndendir!.. Kürt diye bilinen GURAN boyu da HORASAN'dan bölgemize gelmiştir! Prof. Y. HİKMET BAYUR, meşhur "Hint Tarihi" adlı eserinde, GUR TÜRKLERİ hakkında şu bilgiyi verir: - "EL UTKİ'nin 'Kitab-ül Yemini'nde KALAÇLAR'ın Hindikuş (dağlarının) güneyinde yerleşmiş olduklarını, ve Orta Asya'dan gelen diğer TÜRKLER'in Hindistan'ı fethetmelerinde çok önemli rol oynadıklarını yazarken, GÜR Devleti hükümdarı ALÂÜDDİN CİHANSUZUN, SELÇUKLU SULTANI SANCAR tarafından esir edildiğini belirtir." - "Orta Asya'da TÜRK urukları arasında bulunan GÜRLER oldukça önemli bir yer tutar. Nitekim OĞUZ Kağan Destanı'nda, OĞUZ HAN'ın Hindistan seferinde GÜRLER Ülkesine girip, buradan (sonra) Doğu Avrupa'ya, BULGAR ülkesine hareket ettiği, seferden sonra GÜRLER'in reisinin kendisini SEMERKANT'ta karşıladığı anlatılır. GÜRAN TÜRKMAN taifesinden bahsedilir." - "İran'daki GÜRANLAR, menşe itibariyle GÜRLER, yani TÜRKLER'dir... ŞEYH SÂDİ, ünlü 'Bostan' adlı eserinde bir İranlı köylünün GÜR hükümdarına 'Ey, TÜRK' diye hitap etmesi de GÜRLER'in TÜRK olduğuna başka bir kanıttır." İBN-İ HALDUN, MUKADDİME adlı eserinde GURİLER'in TÜRK olduğunu KAT'İ-KESİN bir şekilde ifade eder... MÜNECCİMBAŞI da GURİLER'in HOTA(HİTA) TÜRKLERİ'nden olduğunu kabul eder. Dr. MAHMUT RİŞVANOĞLU, "Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm" adlı eserinde: - "Orta Çağ'da AFGAN ve bugünkü TABERİSTAN ve YENİ DELHİ'ye kadar geniş bir imparatorluk kurmuş olan GAZNELİLER yıkılınca, yerlerine GUR-LUĞ adlı yeni bir TÜRK uruğu geçmiştir. GURİLER (GURLULAR) devletini kurmuşlardır. (1284-1304)" - "Ayrıca, 1526-1830 arasında BABÜR ŞAH'tan sonraki Babüriğ hakanların devam ettirdiği GURKANİYE devleti de, bunun devamı idi." - "KİKİLER ve KALAÇLAR birleşik uruğlar olarak GURİLER'dir... 'Tabakat-ı Nasiri'de Bengal fatihi Melik'ül GAZİ İHTİYARÜDDİN MUHAMMED'in GÜR ve KALAÇLAR'dan olduğu yazar ki, bundan GURLU ve KALAÇLAR'ın bir arada bulunduğunu (ve bir sayıldığını) anlamaktayız." - "Bugün BİNGÖL, TUNCELİ ve SİVEREK'te bulunan ve ZAZA, ÇEREKLİ, DERSİMLİ diye adlandırılan oymaklar, işte bu GURLU (GURAN) ile gelenlerdir." - "Bugün Doğu Anadolu'da hem Kürmanç, hem de Zaza lehçeleriyle konuşan bu TÜRKLER; GURÂNÎ TÜRKLERİ ile beraber AFGANİSTAN'da, ve kuzeyinde KARLUK TÜRK devletinin yıkılmasıyla HAZAR' ın kuzeyinden ve güneyinden Anadolu'ya gelmişlerdir." Şu halde İSLAM Ansiklopedisi'deki KÜRT bahsini yazan MİNORSKY ZAZA ve GURAN bahsinde haklıdır ama, KIRMANÇ-GURMANÇ konusunda yanılmıştır!.. GURAN ve GURMANÇ TÜRKLERİ birbirlerinden farklı görünebilirler. Bazı aşiretler değişik zamanlarda İran etkisinde kalmış olabilirler. Ama kendisinin de dediği gibi, bunlar İranlılar'a da benzemezler!.. Aslında her ikisi de GUR-GUZ-OĞUZ boyundandırlar, ANADOLU TÜRKLERİ'ne benzerler! Bunu sadece biz demiyoruz, Kürdoloji uzmanları diyor!.. Meselâ Marr "Kürtler ile TÜRKLER çok karışmışlardır," demekten kendini alamaz!.. 1987 yılında yayınlanmış olan "Etnoloji ve Sosyolojik Etütler" dergisinde "Karadeniz Etrafında 50 Yıllık Etnik Gelişim" başlıklı makaleyi yazan Dr. Alexandre Basmakof, "antropolojik bakımdan Kürtler'in TÜRKLER'den fark edilemedikleri"ni yazar!.. Bizce GUR boyundan gelen GORAN KÜRTLERİ; UYGUR, HAZAR, SELÇUK, KARAMAN gibi öz-be-öz TÜRK soyundandır!. ___________________________(20)- Ayda, Adile; Türklerin İlk Ataları, Ankara, 1987 (21)-"T" harfinin Türkçe'de çoğul eki olduğu Divan-ı Lugat-ı Türk'te açıklanmıştır. (Cilt 1 sf.355) Tegin kelimesinin çoğulu Tegit olarak oösterilmiştir. Koman-Komanit, (Eti) Heti-Hitit, Kiray-Kerayit, Hunlar'ın ilk dayandığı Saka-Sakait gibi oymak ve uruk adlarının çoğulu "T" harfi ile yapılmıştır. Zamanımızda bile kullanılmaktadır. AS kelimesinden AST; ÜS kelimesinden ÜST türetilmiştir. (aslar ve üsler) Öte yandan SAKA kelimesi "dağ yamacı" anlamına gelir. Çağatay lehçesinde hâlâ SAK "yan" demektir. Yavuz, Edip; aynı eser sf.104 Kaşgarlı Mahmud, Divan-ı Lugat-ıt Türk (22)- Yavuz, Edip; aynı eser sf.169
Fatif abi senin gibi onemli sahsiyetleri cogaltmamiz lazim ancak o zaman bu cehalet biter..
Verdigin bilgiler gercekten cok onemli ve dikkate alinilmasi gerekir...
Estf Yakışıklı Kardeşim o sizin güzelliginiz
Kürmançlarla Tüm Türk dünyası özbe öz amcaogludur
Şimdi mogolların dili ayrı
Kırgızların dili ayrı
Taciklerin dili ayrı diye ayrı milletmi
KIRGIZ ne ise Kurmançlarda aynı
Öyle güzel >Kurmanç kardaşlar varki insan hayran kalır misafiri agırlar devleti için canını verir dini için canını verir
Tv ler gerçekleri işleseler ülkede ne bölünmüşlül kalır nede kavğa
İnsanın nefsinin esiri degil insanlığın kardeşligin dini islamın esiri olması lazım
Orta Asya’da Kürt Adının Ortaya Çıkışı Orta Asya’da Kürt Adının Ortaya ÇıkışıKürtlerin kökenleriyle ilgili bir diğer önemli bulgu da, Asya’nın Sibirya bölgesine yakın, Moğolistan’ın kuzey batısında Baykal gölü ve Altay dağları civarındaki Yenisey ırmağı yakınında bulunan bir anıttır. Günümüzde Tannu-Tuva Özerk Muhtar Türk Cumhuriyeti içinde kalan bu alanda, Kürtler tarafından bir İlhanlık veya bilinen ilk Kürt beyliğinin izleri vardır[1][1].Bu anıt Rus Radloff tarafından Elegeş ırmağının doğu yakasında bulunmuş ve Danimarkalı Thomsen tarafından okunmuştur. M.S. 650 yılı öncesine ait olduğu tespit edilen anıta, bulunduğu yerden dolayı Elegeş yazıtları adı verilmiştir. Çok büyük bir bitevi taş yontularak üzeri yazılmış olup; yere gömülü bulunan bu taşın, topraktan yukarısı 320 cm, en geniş yeri 60 cm enindedir. Bu koca taşı, Yenisey Kürtleri, kendi hükümdarları için mezar anıtı olarak dikmiştir. “Elegeş Yazıtı”nın 8. satırında şu sözler yazılıdır:“(Men) Kürt El-Kan Alp-Urangu, altunlug keşigim bantım belde; El’im, Tokuz-kırk yaşım.” 14. yüzyıllık bu Türkçe cümleleri, bugünkü dilimize şöylece aktarabiliriz: “(Ben) Kürt İl-hanı (hükümdarı) Alp-Urungu’yum, altından yapılmış okluğumu bağladım belim; El’im (Devletim ve Milletim) ben 39 yaşımda öldüm.”[2][2].Bu kayıt bize Kürtlerin bu dönemde Türkistan’da yaşayıp, bir devlet kurduklarını, dillerinin Türkçe olduğunu ve devletin yapısının Türk mefkûresine göre şekillenmiş olduğunu göstermektedir. Kürtlerin varlığını gösteren bilgiler sadece anıtla sınırlı değildir. O çevrede çok sayıda Kürt adlı bölgelere ve Kürtlerden kalan hatıralara rastlanılmıştır.
(Afganistan’daki Herat şehrinin 20 km kuzeyinde, Herirud nehrinin sol sahilinde, Timur devleti zamanında çok meşhur olan “Ulenknişin” yaylasının batısında bir köy vardır ki adı “Kürtnişin”dir[3][3]. Bu adla bir köyün varlığı, buralarda halen Alp Urungun’un neslinden gelen Türk kökenli olan Kürt ailelerin yaşadıklarını göstermektedir. Bugün Rusya sınırları içerisinde Başkurdistan adında bir özerk cumhuriyetin varlığı da çok ilginçtir. Bu özerk cumhuriyetin adının günümüzde Kuzey Irak’ta oluşturulmaya çalışılan Kürdistan devleti adıyla da birebir aynilik göstermektedir.
Fahrettin Kırzıoğlu Kürtlerin Türklüğü adlı eserinde, Rusya sınırları içerisinde kalan Tannu-Tuva muhtar Türk Cumhuriyetinde Kürt adlı göçebe bir Türk topluluğun yaşadığını belirtmektedir.Ahlat Kitabeleri adlı esere göre de “Cengiz Han bir kabileyi himayesi altına aldığı zaman ona bir bey tayin ederdi ki buna Kürt denirdi” şeklinde kayıt vardır ki[4][4],bu son derece önemlidir. Ebul Gazi Bahadırhan’ın, Secere-i Terakime isimli eserinde Ceyhun nehri kenarında “Kürtiş” isminde bir yerden bahsetmekte, burada yaşayan uruğun adının da Kürdler olduğunu ifade etmektedir[5][5].Akkoyunlular ve Karakoyunlular savaşında esir alınan Karakoyunlular arsında Sultan Ahmet, Halil Bey’in kardeşi İbrahim, Kürt Osman, Hamza-i Emirlü, Mansur Beğ-i Afşar, Kara Khükmek, Kör Ümmet, Topal Abbas gibi beyler vardır[6][6].Kürtlerin yaşadıkları coğrafya olan bölgenin en doğusundaki bu Yenisey Kürtlerinden yerlerinde kalanlar, sonradan doğudan gelen yeni göçlerin baskısı ile batıya göçmüşler ve İrtiş ırmağı ile Tobol suyu boylarına yerleşmişlerdir. Bu yeni yurtlarındayken, batıdan Don Kazaklarından Hatamanı Yermakı’nın, 1581–1582’de İrtiş boylarını birlikleri ile Ruslar hesabına istilası ve Ortodoksluğu zorla yaymak istemesi üzerine, Türk Mollaları bunları 16. yy sonlarında İslam dinine kazandırmış ve Kam (Şaman) dinini bıraktırmışlardır. Son 400 yıldan beri bu eski Yenisey Kürtlerinin Batı Sibir’de oturanlarına “Kürtak” denilmektedir. Çarlık döneminde bunlara resmi olarak “Tara Tatarları, Tobol Tatarları” ve yurtlarına da “Kürtak Heskaya Volost” denilmiştir. Kürtak-ların dilleri Türkçedir. Kazım Mirşan’ın tespitlerine göre, Türkiye Türkçesinde olmayan fakat proto Türkçe olup Gurmancede, Kürtçede ve diğer Türk dillerinde varlığını sürdüren kelimelerin birçoğunun Tatar Türkçesinde bulunmaktadır. Bu da Kürt boyları ile Tatarlar arasındaki ilişkiyi ortaya koyması açısından önemli bir noktadır[7][7]. Günümüzde Şırnak ilinde Tatarlar adında bir aşiret var olup, aşiret mensupları Gurmanc lehçesi konuştukları halde kendilerinin Türk soyundan geldiklerini bilmektedirler.ÖMER ÖZÜYILMAZ
aldığı zaman ona bir bey tayin ederdi ki buna Kürt denirdi” şeklinde kayıt vardır ki[1][4],bu son derece önemlidir. Ebul Gazi Bahadırhan’ın, Secere-i Terakime isimli eserinde Ceyhun nehri kenarında “Kürtiş” isminde bir yerden bahsetmekte, burada yaşayan uruğun adının da Kürdler olduğunu ifade etmektedir[2][5].Akkoyunlular ve Karakoyunlular savaşında esir alınan Karakoyunlular arsında Sultan Ahmet, Halil Bey’in kardeşi İbrahim, Kürt Osman, Hamza-i Emirlü, Mansur Beğ-i Afşar, Kara Khükmek, Kör Ümmet, Topal Abbas gibi beyler vardır[3][6].Kürtlerin yaşadıkları coğrafya olan bölgenin en doğusundaki bu Yenisey Kürtlerinden yerlerinde kalanlar, sonradan doğudan gelen yeni göçlerin baskısı ile batıya göçmüşler ve İrtiş ırmağı ile Tobol suyu boylarına yerleşmişlerdir. Bu yeni yurtlarındayken, batıdan Don Kazaklarından Hatamanı Yermakı’nın, 1581–1582’de İrtiş boylarını birlikleri ile Ruslar hesabına istilası ve Ortodoksluğu zorla yaymak istemesi üzerine, Türk Mollaları bunları 16. yy sonlarında İslam dinine kazandırmış ve Kam (Şaman) dinini bıraktırmışlardır. Son 400 yıldan beri bu eski Yenisey Kürtlerinin Batı Sibir’de oturanlarına “Kürtak” denilmektedir. Çarlık döneminde bunlara resmi olarak “Tara Tatarları, Tobol Tatarları” ve yurtlarına da “Kürtak Heskaya Volost” denilmiştir. Kürtak-ların dilleri Türkçedir. Kazım Mirşan’ın tespitlerine göre, Türkiye Türkçesinde olmayan fakat proto Türkçe olup Gurmancede, Kürtçede ve diğer Türk dillerinde varlığını sürdüren kelimelerin birçoğunun Tatar Türkçesinde bulunmaktadır. Bu da Kürt boyları ile Tatarlar arasındaki ilişkiyi ortaya koyması açısından önemli bir noktadır[4][7]. Günümüzde Şırnak ilinde Tatarlar adında bir aşiret var olup, aşiret mensupları Gurmanc lehçesi konuştukları halde kendilerinin Türk soyundan geldiklerini bilmektedirler.ÖMER ÖZÜYILMAZ
Hun Türklerinin Coğrafyası Olan Doğu Avrupa’da Kürt Adının Kullanılması Hun Türklerinin Coğrafyası Olan Doğu Avrupa’da Kürt Adının KullanılmasıKürt varlığı sadece Asya topraklarıyla sınırlı değildir. Türklerin yaşamış olduğu her yerde Kürtlerle ilgili verilere, isimlere ve hatıralara rastlamak mümkündür. Bunlardan biri de Macar kabilelerinden biri olan Kürt-Gyarmat kabilesinin varlığıdır. Macar âlimleri bu kabilenin ismini, Yenisey’deki Kürt kabile adı ile birleştirmektedirler. Hatta bu Macar kabilesinin içinde Yenisey havalindeki Alp Urungun’un neslinden gelen Kürt kabilesinin bakiyelerinin de bulunduğunu kabul edilmektedirler. Tanınmış Macar Türkologlarından L. Rasonyin’in bu husustaki fikri şöyledir: “Macar Kürt boyu, büyük ihtimale göre, Türk yazıtlarında Yenisey'de gösterilen Türk konfederasyonuna bağlı Kürt kabilesinin kalıntısı olabilir.”Macarlar içerisinde Türk kökünden gelen oymak adları şunlardır: Yormatı (Yorulmayan), Kürt, Ker (Dev), Kesi (Parça), Tarhan, Ynaq (rûtbe, unvanları) şeklindedir. Macar toplumundaki Türk asıllı Kürt oymağının, bu topluluğa Göktürk hegemonyası çağında katılmış olabileceği şeklinde kanaatler çoğunluktadır[1][1]. Yine adı geçen Türk asıllı Kürt oymağının Çekoslovakya topraklarına kadar yayıldıklarına şahit olmaktayız. Eski Çekoslovakya’daki Dlovakya topraklarında Macarlarla birlikte birçok Türk unsuru yerleşmiştir. Kabar ismiyle tanınan Kazarlar, Kürtler, Kesikler bunlardan bazılarıdır[2][2]. Yusuf Blaxkoviç’in kitabından Doğu Avrupa’daki Türk asıllı Kürt oymağının Çekoslovakya topraklarına kadar uzandığını şu satırlardan öğreniyoruz. “Slovakya topraklarında Macarlarla birçok Türk unsuru yerleşmiştir. Bunlar Kabar adıyla tanınan Kazarlar, Kürtler, Kesikler v.b’dir.”Macar bilim adamı G. Nemeth, “Yurt Kuran Macarların Tarihi” adlı eserinde Macar boy düzenini anlatırken Kürtler için, “Söylediğim gibi Kürt, Yenisey civarındaki bir Türk boyudur. Bugünkü Macaristan'da 30 kadar Kürt köyü mevcuttur ve Macarların 7 boyundan bir tanesi de Kürtlerdir” diyor. G. Nemeth, Macaristan ve Kafkasya’daki Kürtler ile Minusinsk ve Yenisey’deki Kürtlerin tarihi olarak aynı kökten geldiklerini savunmaktadır[3][3].Mesudi, ‘Muruc Ez-Zeheb-Altın Bozkırlar’ adlı eserinde Macgarları/Macarları Türklerin bir kolu olarak göstermiştir. Macaristan adı da buradan gelmektedir[4][4]. Gürcü ve İran tarihinde anlatılan hadiselerden Kürtlerin Hun asıllı oldukları varsayımının yanında, Hunların Avrupa’daki devamı olan Macarların (İngilizcesi Hun-garia) içerisinde de Kürtlerin varlığına rastlanılması, Türklerin ve özelde de Hunların yaşadıkları her coğrafyada Kürtlerin de yaşadığını göstermektedir.Avrupalılarca “Ongur” veya “Hun Ogur” ikiz addan çıkma olarak ”Hungar” ve bunun Latince söylenişiyle “Hungarus”, Osmanlı söylenişiyle “Ongerus/Engü-rüs”[5][5] şekliyle adlandırılan Macarlar, Turan kavminin Ural kolundan olup, araştırmalara göre “ataları Türk ve anneleri Fin Ogurlu” sayılan bir kavimdir. Asya’nın kuzeyini kaplayan ülkelere “Sibir/Sibirya” adının verilmesine sebep olan “Saber/Sabir Türklerinin” göçleri sırasında, 5. yy.’da Ural dağlarının doğusundaki yurtlarından koparak Kafkas dağlarının kuzeyine göçen Macarlar, 603 yılında Göktürklerin en batı kolu olarak ayrı bir kağanlık kuran Kazar/Hazar Türkleri birliğine katılmışlardır[6][6].İlk İslam fetihlerini anlatan “Derbentname”de 660 ve 721 yılları vakıaları anılırken, Kafkasya’daki Dağıstan’ın kuzeybatı kesimlerinde, “Ulu Macar” ve “Kiçi Macar” adlı iki müstahkem şehrin, Hazarlar elinden Araplara geçişi anlatılıyor. Bunlardan “Ulu Macar” şehrini 14. yy başlarında gezen ünlü Arap gezgini İbn-i Batu da burasının Altınordu devletinde işlek ticaretli ve büyük bir belde olduğunu söyler. Dağıstan’da halen yer adları yaşayan Macarlar, Hazarlar içerisindeki karışıklıklardan bunalarak 800 yıllarında anlaştıkları “Yedi boy” ile birlik kurar ve Dağıstan’dan göçüp, Karadeniz’in kuzeyindeki ovalara yayılırlar. Bu yedi boy Macar birliği, 830 yıllarında Don –Dneper ırmakları arasındayken, Bizans misyonerleri bunları Hıristiyan Ortodoks yapmak için aralarında dolaşmış ve hatta bunun için Ayasofya’daki Patrikliğe bu topluluklarla alakalı kilise raporları yollamışlardır
Bizanslılar daima bu yedi Macar boyunu “Türk” genel adı ile anmış ve yedi boyu da ayrı ayrı tanımışlardır. Bizans Kayseri Konstantin Porfirogenetos, 950 yılında yazdığı “Devlet İdaresi” adlı kitabında, 120 yıl önceleri Karadeniz’in kuzeyindeki Macar birliğini tanıyan rahiplerin yazarak gönderdiği raporlardan faydalanarak, 7 Macar boyunun adını verir. Bu Macar boylarından en güçlü boyun adı “Kürt”tür ve bunların Türklerden olduklarını anlatır. 9. yüzyılın ikinci yarısında, doğudan gelen yeni bir Türk göç kolunun itmesiyle Karadeniz’in kuzeyindeki yedi Macar boyu, önce Purut çayı bölgesine, sonra da Karpat dağlarının güneyine ve Tuna boylarına geçerek, bu topraklara yerleşmiştir. Burada şimdiki Macaristan ile çevresini içine alan topraklarda bir devlet kurarak, sonunda Katolik Hıristiyan olurlar. Orta Tuna bölgesindeki Macaristan Kürtleri tarihi kayıtlarda 1138, 1156 ve 1329 yıllarında geçen vakalarda; “Kutru, Kürtü, Kürt” biçiminde anılmışlardır[1][8].Dağıstan-Macar Kürtlerinin coğrafyadaki hatıraları da mühimdir. Bunlardan bir bölük Kırım’a yerleşmiştir. Kırımlı göçmenlerin İstanbul’da çıkardığı “Emel” adlı dergide[2][9] Kırım’da “Kürt” adlı iki köyün bulunduğu bildirilmektedir. Sonradan dilleri Macarca olup, kökleri Hunlardan geldiği anlaşılan ve Macar topraklarından Erdel (Transilvanya) bölgesinde yaşayan “Sekel” boyu içerisinde de bir Kürt oymağının varlığı anlatılmıştır. Erdel (Transilvanya) 1918’de Romanya topraklarına katılmış bir bölgedir. Bu Sekeller kendilerini, 5. yy ortalarında Avrupa’nın en üstün hâkimi olan Atilla’nın (434–453) ordusundan kalma sayarlar. Macarlı Barabas Samus, Sekellerden “Medgeş” boyunun “Kürt” adlı oymağının, 1505 yılı vakalarını anlatan kaynaklarda geçtiğini belirtmiştir. Macar alimleri de, eski Macar kabilelerinden “Kürtgraymard” kabilesinin, Sekellerdeki Kürt kabileleri ile akraba olduklarını belirtmektedirler. Hatta bu Macar kabilesinin içerisinde Yenisey havalisinde yaşamış olan Kürt kabilesinin bulunduğu dahi kabul edilmektedir[3][10]. Elazığ bölgesinde Tunceli kökenlileri anlatmak için “Ali Seker” terimi
kullanılmaktadır. Bazıları “Seker” kelimesini tatlandırıcı olan şeker kelimesinden geldiğini söylese de bu adlandırma aslında Sekel kelimesinden kaynaklanmaktadır.Bugün Macaristan’da şu dokuz vilayetteki Kürt adlı yerlerin eski Macar Kürtlerinden kaldığı tespit edilmiştir. Bunlar; 1)Baç 2)Borsod 3)Heveş 4)Solnok 5)Komaron 6)Nograd 7)Nyitra 8)Pojoni 9)Osmanlı kayıtlarında “Temeşvar” denilen “Temeş”dir[1][11]. Erdel gibi 1918’de Macaristan’dan koparılıp Çekoslovakya’ya verilen ve kuzeyde Macaristan’a komşu topraklarda da on tane köy “Kürt” adıyla anılmaktadır. Prag Üniversitesi’nden Prof. Josef Balaşkoviç, 1996’da “Reşit Rahmeti İçin” adıyla Ankara’da basılan bir anma kitabında “Çekoslovakya’da Eski Türklerin İzleri” başlıklı makalesinde, öteden beri Çekoslovakya’da bulunan bu on köy adı için şöyle diyor; “Kürt, on köyün ismidir. Macaristan’da yerleşmiş olan Kürt adlı Türk asıllı boyun adındandır…”Ankara’da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Hun-garoloji Enstitüsü Müdürü Rasony, Mısır kaynaklarını tarayarak, 8. yy.’da Suriye ve Mısır’daki Kölemenli Kıpçak Türk beylerinden “Kürt” ve “Kürt Bay” adlı kişilerden 20 kadarını tespit etmiştir. Safevi kaynaklarında, Osmanlı Padişahı Yavuz’un 1514 Çaldıran Seferinden sonra, Türk Safevili Şah İsmail ordusunda yer alan “Kürt beğ” adlı bir Türk emirinden de bahsedilmektedir[2][12].Hüseyin Namık Orkun, Türk Tarihi adlı eserinde, Rasony’nin eserinde belirttiği gibi Kürt boyunun asırlarca varlıklarını devam ettirdiğini, bunların Selçuklularla akraba olduklarını savunur.[3][13]Bugün Bulgaristan’da Doğu Rumeli’nin Aydar kazasında Kürt Çiftliği adında bir köy vardır. Daha önce Balkanlara, Arapların ve İranlıların hiç gitmediğini, sadece Hunların, Kuman-Kıpçaklarının, Bulgarların ve Peçenek Türklerinin gittiği bilindiğine göre Kürtlerin kökeni kendiliğinden ortaya çıkmaktadır[4][14].Kürtler ile Akhunlar arasında diğer bir bağlantı da Arap kaynaklarında mevcuttur. 451 yılında Kafkasya üzerinden gelen Akhunlar, günümüz Azerbaycan’ındaki Mugan’ın güneyine yerleşmiş ve burada Balasagun adıyla bir şehir kurmuşlardır. Bu adla halen Türkistan’ın çeşitli yerlerinde şehir ve bölgeler mevcuttur. Karahanlıların Orta Asya’da
kurdukları devletin başkentinin adı da Balasagun’dur. Kaynaklarda Halanduruk, Ermenice olarak Haylendurk şeklinde geçen Akhun Türklerine, Arap kaynaklarında Ekrad-ı Balasagun yani Balasagun Kürtleri denmiştir. Harzemliler devrinde, yani 8.yy ilk yarısında bu halk hem “Mugan Kürtleri” hem de “Mugan Türkmenleri” şeklinde anılmıştır.Ünlü İslam bilgini Belazuri (...?-897), “Fütuhü’l Büldan” adlı eserinde 645 yılındaki Arap fetihlerini anarken, yerli kaynaklara da dayanarak, Arap ordusunun “Sakasın/Sagasın”, “Moski-Van”, “Ud (Udi)” gibi sancak ve kasabaları kolayca zapt ettiğini, ancak bu arada, (Doğu-Karabağ’da bulunan) “Ekradü’l Bala-Sacan” (Bala-Sakan Kürtleri) denilen göçebelerin Araplara karşı koyup savaştıklarını yazmaktadır[15]. Kürt tarihinde, Kürtlerin Arap ordularıyla yaptıkları zorlu savaşlar anlatılmıştır ki, bu savaşların Akhun ve Araplar arasında geçen mücadelelerin bizzat kendisi olduğu ortadadır.Hive Hanı olan Ebul Gazi Bahadır Han’ın eserinde ve eski “Oğuzname”ler ile Türk soy kütüklerinde de Kürtlerin yaşam alanlarını anlatan bilgileri görmekteyiz. 1661’de yazılan “Secere-i Terakkime” adlı eserde, “…kızırelinde bir uruğ bolur (olur) onlara Kürtler derler. Anlar kızır çura’nung neslinden tutarlar” şeklinde var olan kayıta göre, Hazar denizi doğusundaki “Ulu Balkan” ve “Kiçi (Küçük)-Balkan” adlı dağlar bölgesinde yaşayan *****ı Türkmenlerinin “Khızır eli” içerisindeki Türklerin bir boyunun adının “Kürtler” olduğu görülmektedir[16]. Yukarıdaki paragraflarda daha önce işlediğimiz şekliyle, İlk İslam fetihlerini anlatan “Derbentname”de 660 ve 721 yılları vakaları anılırken, Kafkasya’daki Dağıstan’ın kuzeybatı kesimlerinde “Ulu Macar” ve “Kiçi Macar” adlı iki müstahkem şehirde Hazar Türklerinin yaşadığını ve bu Türklerden Macaristan’a göç eden bir boyun da Kürt adıyla anıldığını görmüştük. Selçukluların Anadolu’ya gelişlerinden 100 yıl önce eserini yazan Mesudi’nin Musul ile Cudi dağı yakınlarındaki Kürt boyları arasında andığı “Çurukan ve Kikan” adlı Kürt boylarını öteden beri, Mardin-Diyarbakır ve Urfa arasında “Kiki Çurikan ve Kiki Kalachan” adıyla iki kardeş boy olarak görmekteyiz[17]. Bu durum yine Kalaç Türkleri ve Kürtler arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır.Bilal N. Şimşir Rumeli’den Türk Göçleri adlı eserinde 7. yy.’daki ilk İslam fetihleri sırasında, Horasan’ın Khastan kesimindeki “Khalaçlar (Kalaçlar) ile Kürtler, bir arada konup göçen deveci ve koyuncu boylar olarak tanınmışlardı” şeklindeki kaydı da Halaç ve Kürtlerin, bir milletin iki unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine Kırım ve Buhara’da iki köyün, Türkmenistan’da onlarca yaylak ve köyün adı Kürt’tür[18].Herat çayı (Afganistan) yakınında Öleng-Neşin yaylasında Kürt Neşin (Kürt konağı) adında bir kışlak vardır.Bugün Türkistan’da, Afganistan’da, Horasan’da ismi Kürt olan birçok köy, yaylak ve konak vardır ki halkı Türkçe konuşur. Nitekim 1953 yılında basılmış olan Sovyet Ansiklopedisi’nde, 1939 yılında Ortadoğu’dan başka Pakistan ve Afganistan’da 200 bin civarında Kürt yaşadığı belirtilmektedir.Afganistan Türkleri arasında araştırmalar yapan Gunnar Jarring, Afganistan Türk aşiretleri cetvelinde Mukri ve Abdallar adında iki Türk aşiretinden bahsetmektedir. Mukri ve Abdallar olup sonradan İran’a göç edenlere ise şimdilerde Kürt denilmektedir. Gunnar Jarring, The Distribution of Turk Tribes in Afganistan adlı eserinde “Mukri”leri, Tumanoviç’e dayanarak, Gölken/Göklen Türkmenleri ile akraba göstermektedir. Dr. Şükrü Sekban “Kürt Sorunu” adlı eserinde Orta Asya, Pakistan ve Afganistan’da Kürt yerleşim yerlerinin kalabalığından bahsetmektedir. Yine Sovyetler Birliği kayıtlarına göre 1939 yılında Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan ve Türkmenistan’da 45.836 Kürt yaşamaktadır[19].Görüldüğü gibi Orta Asya’dan Balkanlara ve Ortadoğu’ya kadar Türklerin varlığının görüldüğü her mekânda Kürtlerde yaşamışlardır. Bu durum bile başlı başına Kürtlerin menşeini ispatlamaktadır.Gaziantep’in Barak Türkmenleri arasında Türkiye Türkçesi konuşan Bircanlı Kürt oymağı, İran Şahseven Türkmenleri içinde ‘Kürtler oymağı’, Kuşadası’na yerleşen Danişmentli Türkmenleri arasında ‘Kürtler’ adında Kürt köyleri vardır. Arminius Vambery adlı araştırmacıda yine, Orta Asya Türkleri arasında Kürt oymaklarından bahseder[20].Günümüzde ise Kürt olarak ifade edilen toplumun asıl zümresi Ortadoğu’da yaşamaktadır. Tarihi kayıtların Ortadoğu Kürtleri hakkında aktardıkları bilgileri inceleyerek, Kürtlerin kökeni meselesini daha geniş bir şekilde ele almamız gerekmektedir. Türk kaynaklarında Kürt boylarından bahsedilirken, 10. asra kadar Ortadoğu’daki diğer milletlerin belgelerinde Kürtler hakkında bir bilgiye rastlanmamıştır. Bu zamandan sonra Ortadoğu’da Kürtlerin yaşadığı yerler tarif edilirken, Gürcü tarihinde M.S. 466 yılı olarak anlatılan ve Pakistan’ın Sint bölgesinden Ortadoğu’ya sürülen Kürtlerin coğrafyası tarif edilmiştir. Bu bölge İran-Bizans sınırına yakın alanlar olup, günümüz İran toprakları içerisinde kalan bölgeleri kapsamaktadır.ÖMER ÖZÜYILMAZ